markalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
markalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kent ve Bayram Reklamı 2012

Kent, yaklaşık olarak son 5 yıldır eski bayramlara atıfta bulunan, bayramda büyüklerle birlikte olmanın önemini vurgulayan reklam filmleri izliyoruz.

Kent bu bayram da yine yapmış yapacağını, insanı ağlatacak kıvama getirdiği anda bir tebessümle filme noktayı koymuş.

Bu reklamları kabak tadı verdi artık diyerek izleyenler de olabilir ama bence bir çeşit sosyal sorumluluk anlayışıyla sergileniyor sanki. Her reklamında herkes kendi hikayesine göre bir anlam bir ders çıkarıyor diye düşünüyorum.

Kent' le ilgili yaşadığım marka ilişkisinde olumlu bir ivme olduğunu kesinlikle söyleyebilirim bu reklamlarıyla ki ürünleri de birçok markaya göre çok daha lezzetli ve kaliteli bence.

Umarım bu reklamlar mesajı yerine ulaştırıyor ve işe yarıyordur.

Ve umarım siz bu bayramda da güneye ya da Egeye akın etmek yerine son birkaç yıldır görmediğiniz büyüklerinize koşarsınız. Şimdiden bayramınız kutlu olsun...

Bayram Üzerine bir Reklam

Bugün işe gelirken şu reklamın outdoor çalışmasını gördüm. İlanda ""Nerede o eski bayramlar?" diyenleri memnun edecek kredi" yazıyordu. Aynı reklamın Tv spotunu da görmüştüm daha önce. Hatta birkaç banka daha bayram kredisinden bahsediyordu. Reklamlar beni nedenini anlamadığım bir şekilde rahatsız etmişti. Bugün fark ettim rahatsızlığımın sebebini.

Eskiden insanlar bayramda yapacakları için kredi alır mıydı acaba merak ediyorum. Bana göre bunda iki sebep var sanırım. Birincisi gerçekten insanlar artık bayramda yapacakları harcamaları bile karşılayamayacak duruma geldiler. İkincisi ise daha acı ne yazıkki, 3 günlük bayramı hemen sahil şeridine koşup sadece tatil olarak algılamaktan ileri geliyor sanırım.

İlandaki bu manidar göndermeyi bulan ajansa buradan teşekkürü borç biliyorum ki aklıma bunları getirttiler.





Not: İnsanların Ramazan Bayramı'na şeker bayramı demeleri bir o kadar sinirimi bozuyor. Neden bu kavramları değiştirme çabası? Niye?

Bana kalırsa Ramazan Bayramı'nın sonuna sponsored by Coca Cola da denilebilir artık.

Betül KARA

11:29, 19 Ağustos 2011

Beat: Ne güzel Saatsin!

El-kol hareketinize duyarlı bir koşu saatinden bahsediyoruz. Beat ile, müzik dinleyebilir aynı zamanda müziğinizi kontrol edebilir, kalp ritminizi sayabilir, koşu gelişiminizi ölçümleyebilirsiniz.

Beat spor deneyiminize entegre edilerek tasarlanmış inovatif bir saat. Sporunuzu yaparken müzik değiştirmek için parmaklarınıza ihtiyaç duymanıza gerek yok. Kolunuzu sağa sola doğru hareket ettirdiğinizde şarkıyı değiştirebilirken, elinizi daire yaparak hareket ettirdiğinizde müziğin sesini ayarlayabiliyorsunuz.

Beat’ i daha yakından tanımak için videoyu izleyebilirsiniz.



Beat from Adrien on Vimeo.

Kaynak: Trendbird.biz

Hey Starbucks neler oluyor dostum?

Starbucks=Lovemark. Bu benim için epeydir böyle süregelen bir şeydi. Her zaman da birçoklarına karşı sanki marka benim babamın oğlununmuş gibi de savundum. Özellikle "amerikancı" marka oğlum, hepiniz özentisiniz, deyip yine o dönemler Mc Donalds' lardan çıkmayan arkadaşlarıma karşı çok daha fazla savundum. Çok platformda emparyalizme karşı olsam da iş Starbucks'a gelince kavram benim için memnuniyetle değişiyordu. Çünkü marka beni çok iyi anlıyordu.

Reklamını abarttık, çikolatasından çaldık!



Bugün ofiscek canımızın Browni çekmesiyle birlikte şu yeni çıkan Browni Intense'den yiyelim dedik. Demez olaydık buradan Browni'yi esefle kınıyorum. Yahu ne diye minnacık yaparlar o güzelim enfes şeyi. Tadına doyamayalım bir daha bir daha bir daha alalım siz zengin olun biz de fakir olalım diye değil mi? Anlatacağım şeyden uzaklaşacağım şimdi ama bu noktada Eti'ye iki laf dokundurup geçmeden edemeyeceğim. Böyle yaparak müşterilerinizi kandıracağınızı mı sanıyorsunuz. Hayır antipatik oldunuz benim için. Zaten bu abur cubur işini yapan sektörün pek sevgili iki markası olan Ülker ve Eti, size sesleniyorum: ürünü çıkarıyor 2 aya kalamadan gramajını düşürüyorsunuz görmüyoruz zannetmeyin! Bunlar hiç hoş hareketler değil, bilesiniz! Hepsini görüyoruz. Aptal yerine koymaktır bence bu, biz müşterilerinizi :|


Neyse ben anlatmak istediğim konuya geleyim. Hani çocukken böyle abur cubur alınca çılgınlar gibi seviniriz ya, abimiz ya da ablamız varsa sırf onları gıcık etmez için yavaş yavaş yeriz. Onlar yer bitirir çikolatalarını biz daha yarısındayızdır. O sizin çikolatanızdan ısırmak ister,siz vermezsiniz. Zorlayınca da anneeeee diye bağırarak ispiyonculuk mesleğine böylelikle ilk adımı atmış olursunuz. İşte tam olarak bunun gibi bir olay yaşadık bugün biz de. Ofisimizin en yeni ekip üyesi Eda bugün bize bu hainliği yaptı. Biz Browni Intense' lerimizi yeyip bitirene kadar kendisi daha paketini açmamıştı. Beraberce hepimizin ne hainlikler yaptığını anlattık abilerimize ablalarımıza (:

Bir de mesela şu vardır: ben karışık çerez yerken antep fıstıklarıyla, soslu mısırları hep en sona bırakırım. En güzel şeyleri en sona bırakma gibi bir eğilimimiz var galiba. Bunu yapan tek ben değilmişim. Batuhan da Eda da aynı şeyi yapıyormuş. Bu işe iktisadi açılardan bakmak isterdim doğrusu. Marjinal faydayı bu şekilde sağlıyor insan heralde. Aynı metadan elde fazla olmayınca var olanı bitişin en sonuna bırakarak kendine max. faydayı sağlamış oluyor.

Sonra kalmıyor bu hesaplar kitaplar zamanla. Belki de bu alışkanlık sadece çocuk olmanın verdiği bir şeylerden kaynaklı. Çocuk aklıyla etrafındaki her şeyi oyun gibi algılamak, yapılan her eylemi oyuna çevirmek. Çocukken hayatın toz pembe olması buradan geliyor sanırım.

Kısacası efendim şimdi tüm bu yazdıklarımın sonuna ne yazsam bilemedim.

Sanırım, yine "Ne desem yalan Olur" diyeceğim (;

Betül Kara

23:54
29 Mart 10, Pazartesi

Markaların Baş Belası


Biz müşteriler bazen markalar için baş belası haline gelebiliyoruz. Özellikle sosyal medyanın bu

kadar güçlü hale gelmesiyle birlikte artık tam bir kabusuz markalar için (: Başımıza ne gelmişse markayla ilgili _olumsuz_ her şeyi döküyoruz ortaya. Arama motorlarında daha kolay bulunabilsin diye neler yapıyoruz neler hem de. 21 yy. tüketicisinin gücü bu işte. Taylor hiç bunların üretici tarafının başına gelebilceğini hayal edebilir miydi acaba?

Neyse konuyu daha fazla uzatmadan efenim bağlamak istiyorum asıl mevzuya. Şimdi siz zannediyorsunuz ki bir marka için burada atıp tutacağım. Ama ben bu

sefer tam tersini yapacağım. Ocak ayı içerisinde İnci'den şu fotoğrafını gördüğünüz çizmeyi almıştım. İndirim sezonu olsa da epey para da saymıştım hani. Sen çizme gel 10 gün sonraki ilk yağmurlu hava da topuktan su al. Tam bir kabus benim için zira dışarıda İstanbul'un muhtelif yerlerinde bulunan tam 3 toplantım vardı. Ve ben bu günü tek ayağım ıslak bir şekilde muzaffer bir edayla tamamladım. Tabi ki İnci'ye diş bileyerek. Düşünüyorum ki indirim sezonu defolu ürün mü sattılar yoksa bana. Tam bu noktada başlıyor işte kastettiğim konu. Artık müşteriler olarak o kadar tetikteyiz ki en ufak bir hata durumunda senaryolarımız ve silahlarımız hazır. Neyse çizmeyi verdim. Şimdi bir de 2 aylık bir bekleme faslı bekliyor beni derken 10 gün içinde cevap geldi. Ürün hatalıydı ve gidip yeni bir ürün seçebilecektim.

Nihayet 21 Şubat Günü değişim yapmak için mağazanın yolunu tuttum. Gel gelelim ki sorunlu

çizmemi verirlerken elime hiçbir belge vermemişlerdi. Bunu sorduğumda da "Gerek yok kaydınızı aldık, bu yeterli olacaktır" şeklinde bir açıklama yapmışlardı. Tekrardan değişim için

gittiğimde bana "Faturanız yanınızda mı?" diye sordular. Ben de hiçbir şey gerekmiyor düşüncesiyle akıl etmemiştim faturamı kontrol etmeyi. Bu soru üzerinde ben başladım tabi "Bana bunu söylemediniz ki özellikle sordum belge vermiyoruz dediniz ama faturanızı da getirin demediniz ki şimdi 3. kez mi geleceğim ben yine buraya olmaz ki ama böyle" diyerek söylenmeye başladım. Cüzdanımdaki tüm faturalı sinir bir şekilde masaya çarparken ben mağaza yöneticisi

(Optimum İnci) beyfendi; " Hanımefendi biz siz mağdur etmek istemeyiz biz size şimdi bir değişim kartı ayarlayalım dilediğiniz mağazamızdan faturanızla birlikte gittiğiniz takdirde değişim yapabilir ve böylelikle bir daha buraya gelmek zorunda kalmazsınız. Belirtmemiş olabiliriz faturanızı yanınızda bulundurmanız gerektiğini özür dileriz bu konuda ama biz sizin yanınızdayız" şeklinde beni sakinleştirici bir şekilde konuşma yapmaya başladı. Sonra nasıl olduysa daha önceki alışverişimi yine aynı çantayla yaptığım aklıma geldi belki de faturayı çantaya koymuştum. Evet kesinlikle öyleydi. Yine aynı nazik beyfendi: "Bakın sakin bir şekilde halletmeye çalıştığımızda nasıl çözdük hemen" dedi. Ben sinirli tavrımdan sonra o mağaza yöneticisinin bana karşı tutumu karşısında bu sefer neden bu kadar çıkıştım ki diye düşünmeye başladım. Sinirlerim başka bir sebepten dolayı bozuktu ve ben gidip bu insanları paylamıştım. Ve o silah elimde ya istediğimi yapabilirdim. Ben, "Kusura bakmayın sinirlerim bozuk benim." dedim. Bu kez beyfendi: "Efendim lütfen önemli değil olur böyle durumlar canınızın başka bir sebepten sıkıntılı olduğu belliydi zaten, biz üstümüze alınmayız böyle şeyleri" dedi.

Sorunlu bir müşteri olduğum için hemen mağazadaki diğer satış elemanları seferber edildi ve resimde gördüğünüz şu iki çizmeyi satın aldım. Çizmenin defolu çıkması işime yaramıştı çünkü 2. bir indirim daha yapılmış ve benim aldığım tek çizme fiyatının üstüne az bir miktar ekleyerek 2. biz çizme sahibi oldum. Bu seferkiler oldukça sağlam (:
Mağazadaki personeli buradan sevgiyle anmak istedim. Hep kötü şeyler yazacak değiliz ya ben de bu sefer memnun kaldığım bir tutumu buradan sizinle paylaşmak istedim.


Yine de elimizdeki bu silahı seviyorum. Çünkü kesinlikle bir hizmete ya da ürüne biçilen değer neyse ve eğer ben de bunu vermeyi göze alıyorsam karşımdaki markanın da beni bu konuda tatmin etmesi gerekir diye düşünüyorum. bu kadar rekabetin olduğu ortamda dikkat etmek durumundalar. Bu noktada Adam Smith' e müşteri kanadından baktığımızda teşekkür etmem gerekecek zannedersem.


Yukarıda yaşadığım durumun aksi halinde çok sinirli oluyorum. Mesela yıllar öncesinden bir Kemal Tanca hikayem vardır. Oradan alışverişi ben yapmamama rağmen hâlâ herkese bu hikayemi anlatırım ve asla Kemal Tanca'dan alışveriş yapmam. Zaten iğrenç oluyor ayakkabıları da. Neyse efenim bu hikayeye de başka bir yazıda değinirim.

Saygılar, esenlikler...

23:02
2 Mart 10, Salı

Betül KARA