Etiketler

öğrendiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğrendiklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gitmek Cozum mudur?

Bunu 4 senedir Amerika'da yasayan bir insan olarak yaziyorum.

"Gitmek cozum mudur?" ben bilmiyorum. Ben buraya ulkeden kacma fikriyle gelmemistim. Sevdigim adamin pesinden geldim, isin dogrusu bu. Burada yasamak rahat, sokakta laf atanim yok.Ha laf atan da kendi cinsel organindan ya benimkinden bahsederek atmiyor. En fazla "God bless you ile you're so beautiful" diyen duydum. Mini etek giydim diye kiyamet alametlerinden birini yasamis gibi davranan yok tabi. İnsanlar yardimsever, is dunyasi daha arkadasca, dedikodular, arkadan is cevirmeler yasamadim henuz. Hakkaniyet denilen seye onem var, torpil az. (Istisnalar var tabi) Kendi firsatini kendin yaratiyorsun. Her seyin bi kurali, uslubu var. Onu uygulayarak yasarsan rahatsin. Sonra Kimse Turkum diye 3. Dunya ulkesi vatandasi muamelesi yapmadi daha. Genelde İstanbuldan hayranlikla bahsedenler, yemeklerimize tezahurat yapanlar, modern ve daha cagdas (!) bir musluman ulke oldugumuzu dusundukleri icin ilgiyle soru soranlar oluyor.

Gel gelelim ki, burda da canimi cok sıkan seyler olmuyor desem yalan olur. Bu ulkeye en basinda zorla getirilmis olmalarina ragmen hala polis tarafindan etkisiz hale getirilirken astim krizinden dolayi bogularak olen, kirmizi isiktan gectigi icin nezarete atilan ve sonrasinda nezarette garip bir sekilde intihar edilmis olarak bulunan, sinifindan tekme tokat zorla polis tarafindan atilan daha 16 sinda siyahî insanlar gordukten sonra insanliktan toptan tiksiniyorum. Ha bu insanlarin tutum ve davranislari neydi tartisilir ama asla sonucu ölüm olmamaliydi. Tartisilamazdir, nokta. Bir gun bir ayrimcilikla kasilasmayacagim ya da karsilasacagim manasina gelmiyor bunlar. Dunyanin neresinde olursam olayim bunun boyle olacagina inanarak soyluyorum bunu. Cunku kendi topragimda degilimki. (ha Turkiyede kendi polisi tarafindan gozu cikarilan canindan olan yok mu? Lanet olsun ki evet var!) Ha tabi artik kendi topraginda oraya ait hissedememek var ki sanirim baska bir ulkede dislanmak daha az koymali insana. Nitekim artik benim ulkemde oruc tutmadigi icin, ortunmus bir sekilde giyinmedigi icin (burasi arttirabilir) o ulkenin vatandasi degiliz muamelesi gormeye basladik, daha da elim. En azindan Amerikada biliyorsunuz ki hakkinizi arayacagiz mahkemeler var. Sesinizi duyan bir kamuoyu. Hukemetlere de bir cumhuriyetci gecer, bir demokrat. Sabirlar zorlanmaz. İki tarafta belirli araliklarla memnun edilir.

Neye kiziyorum biliyor musun? Benim ulkemin vatandasi neden keyfi icin degil de canindan, malindan en onemlisi ozgurlugunun geleceginden korktugu icin gitmek zorunda hissediyor kendini? Neden bir İngiliz, Alman ya da Kanadali kacmak fikriyle degil de keyfi icin baska bir diyarda yasayabiliyorken biz neden kacma fikrine dayatiliyoruz? Hala bilmiyorum gitmek cozum mu? Bitirecek mi yurek yanginlarimizi?

Bu profilimi ara ara kapatirim, sirf canimi sıkan Türkiye haberleri duymamak icin. Bencilce, duygusuzca diyen olabilir. Ama Beni bilen bilir ki hicbir zaman kayitsiz kalamadim siyasi olaylara ulkemdeki. Daha uni satjimi yaparken benim departmandakiler sen cok sivrisin dikkat et derlerdi. Bir patronum cok konusma siyaset korkuyorum bak biri bir sey yapabilir demisti bir keresinde. Bunlar sene 2009 da oluyor. Ben siyaset konusurken universitede beni sıkıcı bulan arkadaşlarim var ki endise duymaya son 2 senede basladilar. Hic istemezdim onlarin "bir gun bir seyler degisecektir illaki " duygularinin degismesini aslinda. Keske ben kalsaydim bi tek sıkıcı siyaset konusan da bugun bu durumda olmasaydi bu millet. ( gecen sene kisa istanbul ziyaretimde gordum ki taksicisi, komsusu, caycisi, arkadasi, eski patronu herkes her yerde surekli siyaset konusuyor)

Fb taki arkadaslarimin yarisi gitmek diyor. Gitmekle bitmiyor ne yazikki. Akliniz, kalbiniz bir yaniniz hep cocuklugunuzun gectigi, okulunuza gittiginiz, ilk askinizi, ilk kaziginizi yediginiz o topraklarda kaliyor hep. Bir maden gocuyor, bir sehit haberi geliyor, bir bomba patliyor bir yerde, Ataya saygisizlik eden bir insan musvedtesinin densizlik haberi, bir kadin cinayeti ruhunuzu alip koyuveriyor kilometrelerce otedeki 3 tarafi denizlerle cevreli o cennet (!) vatana. Agabeyim, ablam, annem, babam iyiler mi? Ya lisedeki en yakin arkadasima bir sey olduysa o Ankarada yasiyordu?, Universitedeki en sevdiginiz hocaniz onun yakindan tanidiginiz ailesi, araniz acik olsa da ayni ekmegi yiyip ictiginiz eski bir dostunuz geliyor akliniza... Acaba bir sey olmus mudur onlara? Tanidigiz kimseye bir sey olmamis. Oh tamam iyi. Iyi mi gercekten? 300 can gocuk altinda kalmis, 16 sehit verilmis, yuzlerce kisi bombayla bedeni ucurulmus... Iyi mi?!

Gitmissiniz ama Ruh haliniz o ayakkabisi delik, boylu boyunca uzanan Ermeni amcanin dedigi gibi güvercin ürkekliginde. Kilometrelerce uzakta olsaniz da...

Depeche Mode vs. Dior! Secret Garden 2- Versailles'

Bugünlerde reklamlara takmış olabilirim. Ford'un iğrenç reklamlarından sonra Fiat yüzümü güldürmüştü ki son 1 aydır yazısını yazmak isteyip yazmadığım Christian Dior reklamına sonunda sıra geldi.



Bu reklamda yine Hulu Plus'ta karşıma çıktı. Hatta şaşırdım bile. Normalde Hulu'nun target yaparak reklamları çıkarması lazımdı. Sanırım reklam Lost izlerken filan çıktı karşıma. :D Pek kel alaka bir hedef kitle belirlemesi geldi zira reklamın sıklığı fazla değil.

The British are Coming... Wait The Italians are Coming :)

Bilen bilir tam bir Fiat 500 fanatiğiyimdir. Bazı insanlar nasıl Vosvoscuysa ben de Fiat 500'cüyüm. Özellikle 2007'de Fiat 500'ün 50. yılı sebebiyle çıkarılan yeni nesil Fiat 500'lerde İnci Beyazı olan benim favorim.



Fiat 500 sadece bir araba değil aslında İtalyanlar için. Bu araba savaş sonrası İtalya'nın ekonomisine büyük katkıda bulunmuş, İtalya'nın kurtarıcısı, şehir arabalarının ilk örneklerinden biri. Öyle ki kitabı bile var. O dönemde Avrupada en çok satılan arabalardan biri. Avrupanın eski şehirlerinin, dar sokakları için birebir ve çekirdek aileler için tam bir gezi aracı. Yeni tasarımıyla da Fiat markasının genç ve dinamik yüzü. Bence Fiat çok mantıklı bir hamleyle Fiat 500'ü yeniden üretme kararı almış. İyiki de almış. :)

Ford ve Aptal Tv Reklamları

Uzun süredir televizyon adına Hulu kullanıyoruz. Hulu'da izlediğimiz bazı diziler var onları bu şekilde takip etmek daha kolay oluyor. Hulu Plus için ayda 9,99 dolar ödemeniz gerekiyor. Hulu'da Lost, The IT Crowd, Heroes, Desperate Housewives, Glee gibi eski dizileri Smash, Mitresses, Master Chef, SNL gibi devam eden programları bulabilirsiniz. Bu durumda ayda 9,99 dolar oldukça uygun görünüyor.

Neyse sorunumuz Hulu'daki programlar değil Hulu da bu programları izlerken milyon kere maruz kaldığınız reklam filmleri. Bunlardan en iğrençleri de nedendir bilmiyorum Ford Reklamları oluyor.

En son izlediğim 3 reklamında uzay ve uzaylılar temasını işleyen Ford'un probleminin ne olduğunu merak ediyorum.




Bir Starbucks Reklamı

Amerikaya geldiğimden beri severek izlediğim bir şov var, Saturday Night Live. SNL, özellikle New York'da fenomen. Nasıl olmasın ki. Öyle bir şov düşünün ki skeçlerinden filmler ortaya çıksın, (15 kadar film SNL skeçlerinden uyarlanmış.)11 Ekim 1975'ten beri yayın hayatı devam etsin ve tanıdığımız dünyaca ünü pek çok komedyen bu şovla adını duyursun. SNL mutfağından çıkma isimlere gelecek olursak, Chevy Chase, Bill Murray, Eddie Murphy, Billy Crystal, Robert Downey Jr., Ben Stiller, Mike Myers, Adam Sandler, Will Ferrell, Jimmy Fallon ve daha kimler kimler.

Genellikle gündeme değinen, siyasileri hicveden, reklamlarla dalga geçen, kısacası o dönemde çevrenizde ne varsa sizi güdürecek SNL'de de bir skeçi olması muhtemel. Ayrıca dünyaca ünlü film yıldızları, müzisyenler ve bazı bağımsız müzik toplulukları her hafta starring guest olarak SNL' e katılıyor.


Bu yazının sebebi ise aslında SNL tarafından çekilen aşağıdaki Starbucks Verismo reklamı.

LinkedIn ve Büyüyen Sorunsalı

LinkedIn'i ilk kullanmaya başladığımda sene 2009'du galiba. Henüz stajyerdim Nexum Boğaziçi' nde o dönemde. Business network konusunu hep dikkate almış bir insan olarak ta o zamandan bazı isimler vardı gıpta ettiğim. 500' ün üzerinde bağlantısı olan isimler. Bu isimler bir çoğumuzun çok yakından tanıdığı sektör isimleriydi. O dönemde LinkedIn bizim için yeni bir sosyal araçtı ve ciddi ve önemli buluyordum orada bulunmayı. LinkedIn öncesinde Xing.com' u kullanmaya başladığımda ise henüz üniversite 2. sınıftaydım. Hiçbir zaman oraya ısınamadım. Şu an ne halde hiçbir fikrim yok. Almanya'daki hocalarım LinkedIn' den ziyade Xing' i kullanıyorlar hala o da ayrı bir konu. Bir bildikleri mi var yoksa?! Onları bir türlü bulamadım LinkedIn'de malum onlardan birer recommendation isteyecektim. Kısmet değilmiş. (:

Daha geçenlerde Uğur Hocamın blogunda LinkedIn'le ilgili yazısını (LinkeIn ve Ben) okudum. Kısacası maddeler halinde LinkedIn' den nasıl bezdiğini anlatıyordu. Şimdi onun maddelerinden birini zamanında yerine getirmediğim için hayıflanmaya başladım.

Polyvore Tutkum

Son birkaç gündür tutkum Polyvore. Açıkçası bu platforma üye olalı 3 yıl olmuş. Olmuş diyorum çünkü sonradan fark ettim desem ne dersiniz :/. Polyvore moda bloggerları arasında senelerce çok popüler olsa da benim gibi ana konu modayla ilgilenmeyen ama kıyafetleri ve giyinmeyi seven insanlar için son zamanlarda oldukça popüler oldu.


Dünden Bugüne En Çok Kullandığımız Web Sitelerinin Görünümleri Nasıl Değişti?

İnternet bugün hayatmızın en önemli buluşu haline geldi. Her şeyi onun üzerinden yapıyoruz. Bugün daha da ötelerdeyiz hatta. Mobil kullanım oranı her geçen gün daha da artıyor. Daha az önce okuduğum bir yazıda eticaret sitelerinin trafiğinin %5' inin iPhone' dan sağladığını yazıyordu. Ne günler ne günler gelecek daha azizim!

Sebebi yazıma gelirsek eğer o çok kullandığınız web sayfalarının bundan seneler önceki görünümlerini sizler hatırlatmak. O kadar ki bu açılış sayfaları markalaşmalarının en önemli kriterlerinden biri bazılarınca.

Bakalım listemizde kimler var:

1- Yahoo!

Jerry Yang ve David Filo kankalar Stanford Üniversitesi elektronik mühendisliği bölümü mezunlarıyken kendileri için internette sevdikleri siteleri listelemek için bir site kuruyorlar. Adını da “David and Jerry’s Guide to the World Wide Web” koyuyorlar. 1994 yılının Nisan ayında “David and Jerry’s Guide to the World Wide Web” oluyor mu size Yahoo! Yahoo! 90'ların fenomen internet girişimi olarak akıllara kazınıyor. yahoo.com domaininin yaratıldığı tarih ise 18 Ocak 1995 olarak karşımıza çıkıyor. Peki nedir bu Yahoo! nun anlamı derseniz: “Yet Another Hierarchical Officious Oracle.”

Yahoo! nun ilk arayüzü

Kent ve Bayram Reklamı 2012

Kent, yaklaşık olarak son 5 yıldır eski bayramlara atıfta bulunan, bayramda büyüklerle birlikte olmanın önemini vurgulayan reklam filmleri izliyoruz.

Kent bu bayram da yine yapmış yapacağını, insanı ağlatacak kıvama getirdiği anda bir tebessümle filme noktayı koymuş.

Bu reklamları kabak tadı verdi artık diyerek izleyenler de olabilir ama bence bir çeşit sosyal sorumluluk anlayışıyla sergileniyor sanki. Her reklamında herkes kendi hikayesine göre bir anlam bir ders çıkarıyor diye düşünüyorum.

Kent' le ilgili yaşadığım marka ilişkisinde olumlu bir ivme olduğunu kesinlikle söyleyebilirim bu reklamlarıyla ki ürünleri de birçok markaya göre çok daha lezzetli ve kaliteli bence.

Umarım bu reklamlar mesajı yerine ulaştırıyor ve işe yarıyordur.

Ve umarım siz bu bayramda da güneye ya da Egeye akın etmek yerine son birkaç yıldır görmediğiniz büyüklerinize koşarsınız. Şimdiden bayramınız kutlu olsun...

Times Square' da Star Wars Çılgınlığı: Star Wars The Old Republic Flash Mob

Geçen gün yazdığım yazıya tepkiler, izlenme rekorları yağa dursun, bu kadar ilgiye karşılıksız kalamayarak Star Wars müptelalarının bayılacağı bir Flash Mob örneği sunayım bari ben de dedim. 

STAR WARS The Old Republic video oyunun lansmanı için muhteşem bir yol seçilmiş. Mekan da her gün onlarca farklı ülkeden, binlerce turistin ziyaret ettiği Times Square... Aslında bir bakıma tursitler kmlerce ötelerden buralara gelirken Jedi şövalyeleri, Jedi konsülleri, Sith savaşçıları, Sith sorgucuları, Smugglerlar, Süvariler nam-ı diğer Trooperlar, İmparatorluk ajanları, Kafa avcıları da bu gösteri için milyonlarca ışık yılı uzaklardan gelerek onlara bu sürprizi hazırlamışlar.

Mesaj açık 'Tarafını Seç!'. Konsept muhteşem, iş ve oyunculuk kesinlikle başarılı.

Daha ne olsun...

   

--------


 


Bu da Peru' dan başka bir kampanya için yapılmış Star Wars temalı bir bir Flash Mob örneği...

Flash Mob Dediğin...

Pazarlamacıların, reklamcıların, hele bir de sosyal medyacıların bayıldığı şey Flash Mob! TR'de yapılmaya çalışıldı birkaç kez. Hepsinin sonu da hüsranla dolu. Hüsranı boşverelim sadede gelelim derseniz buyrun efendim 3500 kişinin katıldığı NY' den bir Flash Mob örneği!


 

Sakıp Sabancı Hayranlığım


Lise 2. sınıfta olmayım. Sakıp Sabancı’yı kaybetmiştik. Hayatımda bu kadar üzüldüğüm başka bir Barış Manço’nun ölüm haberini hatırlıyorum. Barış Manço’yu kaybettiğimizde çocuktum daha ama Sakıp Sabancı öldüğünce aklı başında kazık kadar kızdım artık.

Coca Cola Sevgili Mutluluk Makinesi


Sevgili / Mutluluk Makinası from c-section on Vimeo.

Coca Cola’ nın Sevgililer Gününe özel yaptığı iş çok cici olmuş. Bu tarz çalışmalara alıştık ama yine de insanı gülümsetmesi bile güzel. İş sevdiğim ajanslardan biri olan C-Section ekibine ait. Daha fazla bu tarz iş görme dileğiyle ama keşke Anadolu’ya da gitse ya şöyle işler. Bakalım o zaman nasıl tepkiler kameralara yansıyacak.

60 Saniye İnternette Neler Oluyor?

Çok güzel bir infografiğe rastladım. Sevgili Serbay tweetlemiş. Ben de bir nevi bu veriyi kaydetmek amacıyla bir post hazırlamayı düşündüm. Hem uzun zamandır çok uzak kaldım paslandım. Kendimi unutmayayaım. (:
Bakın 60 saniyede internette neler oluyor. Buyrunuz efendim:

İlk Çekiliş Kazancım, Mill and Fashion ve Hediye Çeki

Ben hep çekilişlerden kaçan, "amaaan bana nerde çıkacak o ödül" diyenlerden oldum. Şimdiye kadar çekiliş kazancın oldu mu hiç derseniz buna gururla "evet bir kere oldu" diyebilirim.

Ortaokul ikideyim. NumberOne (Hala var değil mi bu kanal?) diye bir kanal vardı onu izliyorum. O zamanlar yabancı şarkı manyağıydım. Duyan arkadaşlarım inanmaz şimdi. :) Neyse efendim NumberOne "Anneler Gününe" özel bir program hazırlmış. Programda annesine en güzel mesajı yollayan kişilere hediyeler gönderiyorlar. Canlı yayında bilgisayarın ekranını da gösteriyorlar. Düşen mailleri canlı canlı görebiliyorsunuz filan. Ben de mynet.com :D uzantılı mail adresimle mailimi attım. Ve kazandığım ürünü söylediler. Bunun üstüne ben durur muyum gittim iki tane fake adres açtım onlarla da mail attım (bu bir itiraftır zamanının ilk kampanyacılarındanım ben). Günün sonunda 3 tane ödül kazandım. Tabi bu arada şüphelerim de yok değil. Aynı adresi verdim acaba göndermemezlik yaparlar mı diye.

Türkiye' nin Neden Dünya Markası Yok?

Geçen gün Ace Hotel lobisindeki gözlemlerimi anlatmıştım. New York'a gelince Uzun zamandır görmediğim arkadaşım Gökhanla yeniden o pazarlama sohbetlerimizden birini yaptık. Yine ne kadar keyifli bir sohbet olduğunu anlatmama gerek bile yok aslında. Gökhan Türkiye'deyken de sohbetinden en keyif aldığım insanlardan biriydi. Laf lafı açtı, onu eleştirir, buna kızarken sohbetimiz döndü dolaştı yine geldi aynı konuya: "İşte abicim, Türkiye neden marka çıkarmıyor sorusunun cevabı budur" dedik ikimiz de.


Bize göre en büyük sebeplerinden biri "uyanık esnaf" kafasından bir türlü sıyrılamamamız. Birçok başarılı iş adamı ya da profesyonel yola idealist çıkıyor belki de. Kafalarındaki hayali gerekleştirmek için çok uğraşıyorlar. Kimi zaman insanlara usanmadan sıkılmadan projelerini anlatıyorlar. Yeri geliyor devlet kapısında işlerini halletmek için sürünüyorlar. Ya tüm bunların yorgunluğu idealleri unutturuyor ya da işler tıkırında gitmeye başlayınca alınan arpanın tadından idealler unutuluyor, göz ardı ediliyor. En çok kızdığım, eli biraz para görünce daha fazla para hırsıyla kalitesinden, farklılığından vazgeçip ucuzcu (ham madde ya da iş gücü) olmaya başlayan kesim. Böyle köylü kurnazlığıyla nasıl insanları peşinden sürükleyen, arzulanan bir marka çıkarabilirsiniz ki. Herkesten önce siz yaptığınız "şeye" olan tutkunuzu yitirmişsiniz. Sizin tutkunuzu yitirdiğiniz "şeye" (ürün) insanlar neden daha fazlasını ödesin neden onu üstünde taşısın?

Bayram Üzerine bir Reklam

Bugün işe gelirken şu reklamın outdoor çalışmasını gördüm. İlanda ""Nerede o eski bayramlar?" diyenleri memnun edecek kredi" yazıyordu. Aynı reklamın Tv spotunu da görmüştüm daha önce. Hatta birkaç banka daha bayram kredisinden bahsediyordu. Reklamlar beni nedenini anlamadığım bir şekilde rahatsız etmişti. Bugün fark ettim rahatsızlığımın sebebini.

Eskiden insanlar bayramda yapacakları için kredi alır mıydı acaba merak ediyorum. Bana göre bunda iki sebep var sanırım. Birincisi gerçekten insanlar artık bayramda yapacakları harcamaları bile karşılayamayacak duruma geldiler. İkincisi ise daha acı ne yazıkki, 3 günlük bayramı hemen sahil şeridine koşup sadece tatil olarak algılamaktan ileri geliyor sanırım.

İlandaki bu manidar göndermeyi bulan ajansa buradan teşekkürü borç biliyorum ki aklıma bunları getirttiler.





Not: İnsanların Ramazan Bayramı'na şeker bayramı demeleri bir o kadar sinirimi bozuyor. Neden bu kavramları değiştirme çabası? Niye?

Bana kalırsa Ramazan Bayramı'nın sonuna sponsored by Coca Cola da denilebilir artık.

Betül KARA

11:29, 19 Ağustos 2011

Kişilik Envanteri Yaptım!



Kariyer.net'in ücretsiz bir servisi var. D.I.S.C. Kişilik Envanteri. Çok eskiden beri bilmeme rağmen bu sabah gelen mail ile ben de yapayım dedim.

Aşağıda gördüğünüz maddeler benim özelliklerimi oluşturuyormuş.
Vallahi okudum da çalışırken sinir bir insan oluyorum sanırım. Kendimden korktum sonucu okuduğumda : D
Bazı maddeler var cidden enteresan geldi. İşbitirici ve otoriter, sert ve agresif olabilir demiş mesela. Doğru demiş cidden. Biraz da burcumun özelliğinden midir nedir, iş yaparken çok titizleniyorum. Baştan savma iş yapan insanlarla çalışıyorsam sinirlenebiliyorum. Sonra biraz ön planda olmayı seven karakterim ortaya çıkmış. Bu özelliğim biraz törpülendiğini düşünüyorum. İşte kişilik envanterim. Eh banane bundan derseniz haklısınız ya; yine de blogumu takip eden beni merak eden varsa böyle bir insanmışım bilin istedim (:

Beat: Ne güzel Saatsin!

El-kol hareketinize duyarlı bir koşu saatinden bahsediyoruz. Beat ile, müzik dinleyebilir aynı zamanda müziğinizi kontrol edebilir, kalp ritminizi sayabilir, koşu gelişiminizi ölçümleyebilirsiniz.

Beat spor deneyiminize entegre edilerek tasarlanmış inovatif bir saat. Sporunuzu yaparken müzik değiştirmek için parmaklarınıza ihtiyaç duymanıza gerek yok. Kolunuzu sağa sola doğru hareket ettirdiğinizde şarkıyı değiştirebilirken, elinizi daire yaparak hareket ettirdiğinizde müziğin sesini ayarlayabiliyorsunuz.

Beat’ i daha yakından tanımak için videoyu izleyebilirsiniz.



Beat from Adrien on Vimeo.

Kaynak: Trendbird.biz

Kıbrıs Günleri, Casino Deneyimi, bir deee #nesfit14gun

#nesfit14gun (bu ne şimdi dediniz biliyorum ama o kenarda bir dursun ona da gelecek sıra, bir nevi üst not sayın siz bunu, hep mi dipnot olacak arkadaşım)

Selamlar conciklerim!

Pazartesi sendromunun ağırlığı yetmezmiş gibi bir de üstüne hafta sonunun yorgunluğu çekilir dert değil doğrusu. Efendim tüm sektör maaile Kıbrıs'a gittik geçtiğimiz cuma günü. Havalanından, uçağa oradan da otele yansıyan lise gezisi tadındaki tatilimi anlatacağım ilk olarak.