Bugünlerde reklamlara takmış olabilirim. Ford'un iğrenç reklamlarından sonra Fiat yüzümü güldürmüştü ki son 1 aydır yazısını yazmak isteyip yazmadığım Christian Dior reklamına sonunda sıra geldi.
Bu reklamda yine Hulu Plus'ta karşıma çıktı. Hatta şaşırdım bile. Normalde Hulu'nun target yaparak reklamları çıkarması lazımdı. Sanırım reklam Lost izlerken filan çıktı karşıma. :D Pek kel alaka bir hedef kitle belirlemesi geldi zira reklamın sıklığı fazla değil.
reklamcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reklamcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kent ve Bayram Reklamı 2012
Kent, yaklaşık olarak son 5 yıldır eski bayramlara atıfta bulunan, bayramda büyüklerle birlikte olmanın önemini vurgulayan reklam filmleri izliyoruz.
Kent bu bayram da yine yapmış yapacağını, insanı ağlatacak kıvama getirdiği anda bir tebessümle filme noktayı koymuş.
Bu reklamları kabak tadı verdi artık diyerek izleyenler de olabilir ama bence bir çeşit sosyal sorumluluk anlayışıyla sergileniyor sanki. Her reklamında herkes kendi hikayesine göre bir anlam bir ders çıkarıyor diye düşünüyorum.
Kent' le ilgili yaşadığım marka ilişkisinde olumlu bir ivme olduğunu kesinlikle söyleyebilirim bu reklamlarıyla ki ürünleri de birçok markaya göre çok daha lezzetli ve kaliteli bence.
Umarım bu reklamlar mesajı yerine ulaştırıyor ve işe yarıyordur.
Ve umarım siz bu bayramda da güneye ya da Egeye akın etmek yerine son birkaç yıldır görmediğiniz büyüklerinize koşarsınız. Şimdiden bayramınız kutlu olsun...
Kent bu bayram da yine yapmış yapacağını, insanı ağlatacak kıvama getirdiği anda bir tebessümle filme noktayı koymuş.
Bu reklamları kabak tadı verdi artık diyerek izleyenler de olabilir ama bence bir çeşit sosyal sorumluluk anlayışıyla sergileniyor sanki. Her reklamında herkes kendi hikayesine göre bir anlam bir ders çıkarıyor diye düşünüyorum.
Kent' le ilgili yaşadığım marka ilişkisinde olumlu bir ivme olduğunu kesinlikle söyleyebilirim bu reklamlarıyla ki ürünleri de birçok markaya göre çok daha lezzetli ve kaliteli bence.
Umarım bu reklamlar mesajı yerine ulaştırıyor ve işe yarıyordur.
Ve umarım siz bu bayramda da güneye ya da Egeye akın etmek yerine son birkaç yıldır görmediğiniz büyüklerinize koşarsınız. Şimdiden bayramınız kutlu olsun...
Times Square' da Star Wars Çılgınlığı: Star Wars The Old Republic Flash Mob
Geçen gün yazdığım yazıya tepkiler, izlenme rekorları yağa dursun, bu kadar ilgiye karşılıksız kalamayarak Star Wars müptelalarının bayılacağı bir Flash Mob örneği sunayım bari ben de dedim.
STAR WARS The Old Republic video oyunun lansmanı için muhteşem bir yol seçilmiş. Mekan da her gün onlarca farklı ülkeden, binlerce turistin ziyaret ettiği Times Square... Aslında bir bakıma tursitler kmlerce ötelerden buralara gelirken Jedi şövalyeleri, Jedi konsülleri, Sith savaşçıları, Sith sorgucuları, Smugglerlar, Süvariler nam-ı diğer Trooperlar, İmparatorluk ajanları, Kafa avcıları da bu gösteri için milyonlarca ışık yılı uzaklardan gelerek onlara bu sürprizi hazırlamışlar.
Mesaj açık 'Tarafını Seç!'. Konsept muhteşem, iş ve oyunculuk kesinlikle başarılı.
Daha ne olsun...
STAR WARS The Old Republic video oyunun lansmanı için muhteşem bir yol seçilmiş. Mekan da her gün onlarca farklı ülkeden, binlerce turistin ziyaret ettiği Times Square... Aslında bir bakıma tursitler kmlerce ötelerden buralara gelirken Jedi şövalyeleri, Jedi konsülleri, Sith savaşçıları, Sith sorgucuları, Smugglerlar, Süvariler nam-ı diğer Trooperlar, İmparatorluk ajanları, Kafa avcıları da bu gösteri için milyonlarca ışık yılı uzaklardan gelerek onlara bu sürprizi hazırlamışlar.
Mesaj açık 'Tarafını Seç!'. Konsept muhteşem, iş ve oyunculuk kesinlikle başarılı.
Daha ne olsun...
--------
Bu da Peru' dan başka bir kampanya için yapılmış Star Wars temalı bir bir Flash Mob örneği...
Flash Mob Dediğin...
Pazarlamacıların, reklamcıların, hele bir de sosyal medyacıların bayıldığı şey Flash Mob! TR'de yapılmaya çalışıldı birkaç kez. Hepsinin sonu da hüsranla dolu.
Hüsranı boşverelim sadede gelelim derseniz buyrun efendim 3500 kişinin katıldığı NY' den bir Flash Mob örneği!
Coca Cola Sevgili Mutluluk Makinesi
Sevgili / Mutluluk Makinası from c-section on Vimeo.
Bayram Üzerine bir Reklam
Bugün işe gelirken şu reklamın outdoor çalışmasını gördüm. İlanda ""Nerede o eski bayramlar?" diyenleri memnun edecek kredi" yazıyordu. Aynı reklamın Tv spotunu da görmüştüm daha önce. Hatta birkaç banka daha bayram kredisinden bahsediyordu. Reklamlar beni nedenini anlamadığım bir şekilde rahatsız etmişti. Bugün fark ettim rahatsızlığımın sebebini.
Eskiden insanlar bayramda yapacakları için kredi alır mıydı acaba merak ediyorum. Bana göre bunda iki sebep var sanırım. Birincisi gerçekten insanlar artık bayramda yapacakları harcamaları bile karşılayamayacak duruma geldiler. İkincisi ise daha acı ne yazıkki, 3 günlük bayramı hemen sahil şeridine koşup sadece tatil olarak algılamaktan ileri geliyor sanırım.
İlandaki bu manidar göndermeyi bulan ajansa buradan teşekkürü borç biliyorum ki aklıma bunları getirttiler.
Not: İnsanların Ramazan Bayramı'na şeker bayramı demeleri bir o kadar sinirimi bozuyor. Neden bu kavramları değiştirme çabası? Niye?
Bana kalırsa Ramazan Bayramı'nın sonuna sponsored by Coca Cola da denilebilir artık.
Betül KARA
11:29, 19 Ağustos 2011
Eskiden insanlar bayramda yapacakları için kredi alır mıydı acaba merak ediyorum. Bana göre bunda iki sebep var sanırım. Birincisi gerçekten insanlar artık bayramda yapacakları harcamaları bile karşılayamayacak duruma geldiler. İkincisi ise daha acı ne yazıkki, 3 günlük bayramı hemen sahil şeridine koşup sadece tatil olarak algılamaktan ileri geliyor sanırım.
İlandaki bu manidar göndermeyi bulan ajansa buradan teşekkürü borç biliyorum ki aklıma bunları getirttiler.
Not: İnsanların Ramazan Bayramı'na şeker bayramı demeleri bir o kadar sinirimi bozuyor. Neden bu kavramları değiştirme çabası? Niye?
Bana kalırsa Ramazan Bayramı'nın sonuna sponsored by Coca Cola da denilebilir artık.
Betül KARA
11:29, 19 Ağustos 2011
Anne ben Gazino gördüm!
Rakı içmeye 2010 senesinin başında başlamıştım. Ve alkollü içecekler arasında sevdiklerimden biri oldu kendisi hem de ilk içişimde.O ilk deneyimimi şurada anlaşmıştım, hatırlarsınız.
O ilk deneyimi anlattığım yazıyı sevgili Yakup Abi' nin açtığı feedte paylaşmıştım. Sonuç olarak Yakup Abi aracılığı ile Yeni Rakı beni fasıl sofrasına davet etti. Madem Despina'da 100 blogger aynı masa oturup mezeler yiyecek, rakımızı yudumlayıp, şarkı söyleyecek gerçek sofra muhabbeti nasıl olurmuş hep beraber yaşayacaktık.
Madam Despina'da sanırsam 27 Şubat 2010 günü hep beraber oturduk masa başına (: bir de ne görelim bizim blog yazıları cidden kitap haline getirilmiş. Anlayacağınız Yeni Rakı sayesinde aslında ben basılmış bir kitabı olan yazar sayılırım :D
O gece Sevgili Uğur Hocam'la aynı masada oturdum. Bana rakı masasına dair anılarını anlattı. Nasihatlar verdi. Sürekli de uyardı: "Bak ben hızlı içerim. Sakın bana yetişmeye kalkışma."
Bense hayatında ikinci kez rakı içen bir kızcağız olarak öyle güzel muhabbetle birlikte içiyorum ki hissetmiyorum bile hiçbir şey. Bilmiyorumki rakı ayağa kalkınca çarpıyor ve o zaman anlıyorsun sarhoş olduğunu. Bir güzel sarhoş oldum (: Ama hiçbir şey o günü muhteşem hatırlamama en gel olamaz. Rakımızı şalgamla tokuşturduk, şarkılarımızı söyledik, içkilerimizi içtik, eski aşklardan konuştuk, ağladık.
O günün anısına bir süre çok beğendiğim rakıyı içemedim. Kendisini içemesem de Yeni Rakı "Lovemark" larım arasındaki yerini buldu.
Sonra bir öğrendim ki Yeni Rakı boğazda "Gazino" kuruyor. Bu sefer de İstanbul'u anlatan yazımdaki fotoğrafım İstanblog sergisindeki yerini buldu. Kuruçeşme Arenadaki bu organizasyon bir de rekor denemesine imza attı. Yeni Rakı, aynı sofrada 1500 çeşit mezeyle rekor kırdı. Guinness Rekorlar Kitabının ülke temsilcisi aynı gün sahneye çıkarak rekoru ele geçirdiğimizi duyurdu. İstanbul' un, Avrupa Kültür Başkenti olduğu yıl bir de böyle güzellik yaptık.Boğazda püfür püfür minderler üzerinde Emre Aydın, Yeni Türkü ve muhteşem ses Emel Sayın'ı dinledik. Nasıl güzel bir kadın, nasıl bir ses Tanrım... Yeni Rakı çocukluğumdan beri hayran olduğum Emel Sayın'ı canlı olarak dinlememe vesile oldu hem de. Rakı içememiştim bu sefer ama o atmosfer bile yetti bana. Rakı bahane, muhabbet şahane oldu bu seferlik!
Derken takvimlerimiz 25 Haziran 2011' i buldu! En büyük açık hava gazinosunu kurdu yine Yeni Rakı bizim için Kuruçeşme Arena'da. Bu sefer Bi Büyük Fest'e yakışır, Bi Büyük Blog konseptiyle karşımızdaydı. Ortam ve konsept muhteşemdi! Tam bir gazino havası sonra. Arena'yı Gazino konseptiyle tasarlamışlardı. Beyaz masalar, masalarda kandiller... Sahnedeyse Gripin, Şevval Sam ve yineee Emel Sayın! Gelin görün ki bu sefer şanssızlık peşimizi bırakmadı havada yağmur, bizde ise sönmek bilmeyen bir Türk Sanat Müziği (TSM) aşkı. Yılmadık, yağmur altında da olsak o muhteşem sesleri dinledik. Bu kez masamı Sevgili Tutku, Volkan, Taner ve kardeşi Yener ile paylaştım. Çok eğlendik, sektör kurtarma sohbetlerimizi yaptık, TSM' den konuştuk, şarkı söyledik, meze yedik, peynirin alasını yedik (Sütaş Süzme bir harika) mis gibi rakımızı içtik. Evet 1,5 yıl sonra rakıyı yeniden içmeye başladım.


Yeni Rakı yine süper bir organizasyona imza attı. Ben yazıyı geciktirdim ama yazmasan vallahi yazık olacaktı bu güzel etkinliğe. Hem de bir marka nasıl adım adım kana işliyor onu incelemiş oldum bir nevi. Efendim lovemark olmak zor şey. Nitekim Yeni Rakı son yıllardaki vizyonu, reklamlarındaki tüm kreatif çalışmaları ile bunu oldukça güzel yönetiyor. Öyleki reklam yasağından dolayı insanların yalnızca internetten izleyebildikleri reklamlar birçok kişinin öyle hoşuna gidiyor ki, herkes gönüllü Facebook hesaplarında, Twitterlarında bu videoları paylaşıyorlar. Sözlerime yine muhteşem bir Yeni Rakı videosu ile son vermek istiyorum. Bu videoyu birçoğunuz internetten izlemişsinizdir. Türkiye'nin kocaman bir sofrada bir arada olduğu bir video bu.
Peki bi büyük şarkının sizin koronuz versiyonundan haberiz var mı? Onun için bu sayfayı ziyaret edecksiniz.
Neyse...
Allah'ım yine mi güzeliz?
yine mi çiçek? yahu... (:
Betül KARA
6 Temmuz 2011, Çarşamba
Eskişehir, Pazarlama, Bizim Çocuklar filan... (:
Bu seneki organizasyona yine çağırdılar. Şu konuşmacı ayarlama hevesim hiç bitmedi yıllardır. Arkadaşlar sordu ben de 3 konuşmacının kontak bilgilerini kedileri ile paylaştım. Sonuç olarak Cuma 17:30 treni ile yolculuk başladı. Ufuk, Ömer, Rıdvan ve bendeniz trenin restaurant bölümünde koyu bir sohbete başladık. Eh haliyle hepimiz aynı sektörde olunca konuştuğumuz konular da malumunuz. Digitürk'ün blogspotu kapatması, sosyal medya nereye gidiyor vs. vs... Derken trende İpek Hanım' la da karşılaşınca sohbet pek bir koyulaştı. Arkadaşlar Eskişehir'de okudukları için işin en keyifli yanının bu tren sohbeti olduğunu söylemişlerdi yolculuğun başında. Hakikaten de öyleymiş.
Gece 23:30 gibi Eskişehir'e vardık. Bizi garda Havva karşıladı. Hemen özel araçları ile kampüse götürdüler bizi. Önce burada hazırlık içinde olan arkadaşlarımızı ziyaret ettik. Sevgili Gökhan Hoca ile kısa bir sohbet de ziyaretin bonusu oldu. Nitekim gecenin o saatinde öğrencilerini yalnız bırakmamıştı ve onlarla beraber o da hazırlıklara devam ediyordu. Bu kulübü kıskandığım bir nokta varsa o da heralde Gökhan Hoca' nın onlarla bu kadar ilgilenmesi konusudur. Ben de üniversitedeyken 4 yıl boyunca kulüplerde çalıştım. Bir tane hoca hatırlamıyorum ki Gökhan Hoca gibi yanımızda olsun. Neyse okulun otelinde kaldım ilk gün. Oldukça konforlu, ayrıntılar düşünülmüş, temiz bir misafirhaneydi diyebilirim. Bir devlet üniversitesinde böyle hizmet ve kalite görmek gerçekten beni sevindirdi.
Ertesi gün yani cumartesi günü oturumlar başladı. Okul sanki haftasonu değilmişçesine yine kalabalıktı tıpkı geçen sene olduğu gibi. Kaldı ki bu hafta başında öğrencilerin vizeleri başlıyormuş. Buna rağmen doluluk takdire şayan doğrusu. Sabahtan İpek Aral Kişioğlu ardından Volkan Kırtok sunumlarını yaptılar.Her iki sunumda cidden doyurucu ve keyifliydi. Öğleden sonra ise Garanti Bankası ve Gittigidiyor.com un yöneticileri yine bilgilendirici ve keyifli sunumlarını yaptılar.


Bu yorucu günün ardından azimli arkadaşlarımız akşama özel bir yemek düzenlemişler. Oldukça keyifli ve zevkli bir mekan olan Passage'da danışman hocalar, konuşmacı ve çeşitli misavirlerle birlikte kulübün yönetim kuruluyla birlikte kocaman bir grup olarak hazır bulunduk. Mekan hoş bir yemek yemek için ideal dilerseniz arkadaşınızla akşam bir şeyler içip sohbet etmek için de tercih edebileceğiniz bir atmosfere sahip. Yemeklerinin de ayrıca lezzetini övmeden geçemeyeceğim. Eskişehir' e yolunuz düşerse aklınızda bulunsun efendim.
Sonra her malum Eskişehir yolcusunun uğrayacağı yer olan 222' de geceye devam ettik. Kavga çıkana göre keyfimiz baya yerinde dans, şarkı, türkü halindeydik. Derken 2 tane densiz kavga çıkardı herkesin keyfi kaçtı ayrıldık biz de. Gerçi o kavga çıkmasaydı geceyi orada söndürecektik, bir nevi bize de bahane oldu sayılır.
Pazar günü erken vakitte ayrıldığım için kapanışı bu sene izleyemedim. Genelde böyle organizasyonlarda kapanışının ayrı bir tadı olur. Marketing Anadolu yine dopdolu bir organizasyona imza attı. Yine aynı profesyonellik ve misafirperverlikle...
Not: Organizasyon boyunca bizi yalnız bırakmayan sevgili Havva Çam'a, Esen Kara'ya, Cemil Ural'a, Merve Atan'a, Gökhan Çakar'a, Salih Seçer'e, Neziha Berber'e ve adını sayamadığım tüm Kampüste Marketing komitesine; bana evlerini açan pek sevgili Ezgi Şah ve Mutaf'a, Ex (: başkan Burak Erpehlivan'a, Sevgili Başkan Murat Büyükgümüş' e çook teşekkür ederim.
Betül KARA
15:35
23 Mart 2011


Bu yorucu günün ardından azimli arkadaşlarımız akşama özel bir yemek düzenlemişler. Oldukça keyifli ve zevkli bir mekan olan Passage'da danışman hocalar, konuşmacı ve çeşitli misavirlerle birlikte kulübün yönetim kuruluyla birlikte kocaman bir grup olarak hazır bulunduk. Mekan hoş bir yemek yemek için ideal dilerseniz arkadaşınızla akşam bir şeyler içip sohbet etmek için de tercih edebileceğiniz bir atmosfere sahip. Yemeklerinin de ayrıca lezzetini övmeden geçemeyeceğim. Eskişehir' e yolunuz düşerse aklınızda bulunsun efendim.
Pazar günü erken vakitte ayrıldığım için kapanışı bu sene izleyemedim. Genelde böyle organizasyonlarda kapanışının ayrı bir tadı olur. Marketing Anadolu yine dopdolu bir organizasyona imza attı. Yine aynı profesyonellik ve misafirperverlikle...
Not: Organizasyon boyunca bizi yalnız bırakmayan sevgili Havva Çam'a, Esen Kara'ya, Cemil Ural'a, Merve Atan'a, Gökhan Çakar'a, Salih Seçer'e, Neziha Berber'e ve adını sayamadığım tüm Kampüste Marketing komitesine; bana evlerini açan pek sevgili Ezgi Şah ve Mutaf'a, Ex (: başkan Burak Erpehlivan'a, Sevgili Başkan Murat Büyükgümüş' e çook teşekkür ederim.
Betül KARA
15:35
23 Mart 2011
Yazıyorum, Takip Ediyorum, Ediliyorum, Ediliyoruz... Oh mis!
Şu blog yazma meselesi acayip bir hâl almaya başlıyor. Benim ilk bloggerlık çalışmalarım 2005 yılına dayanır. O zamanlar lise bitmiş üniversiteyi yeni kazanmışız, deliler gibi msnde zaman geçiriyoruz. Bazen kızıyorum o kadar zaman geçirdiğime bazen de diyorum bir daha o yaz olduğu gibi bomboş bir zamanım olmayacak. Nitekim insan zaman zaman bomboş hiç bir şey yapmadan öylece bir başına kalmak istiyor. Kısa süreli bir arayış olsa da bu olmuyor mu canım arada oluyor işte :D Neyse bu boş zaman geçirdiğim dönemlerde live'ın sağladığı space hizmetini kullanıyorum. Öyle böyle değil, nerede fotoğraf çektirsem oraya hop düşüyor, nereye gitsem hop anı tadında yazılıyor, hava durumları mı istersin müzik listesi mi her şeyi her şeyi paylaşıyorum. Meğersem o yıllardan Web 2.0 çağına adım atmışım da haberim yokmuş (:
Ancak hayatımda o kadar saçma sapan yazılar yazdığım bir dönem daha olmamıştır sanırım. Utancımdan silmişim o yazıları ne yaparsan bir ekran görüntüsünü alman lazımmış :D
Bu yazının sebebine gelince sürekli yazılarımı takip eden biriyle tanıştım. Habibe Börklü Karabulut' la. Nasıl keyifli bir şey anlatamam. Meğersem yazılarımı merakla bekler olmuş. Hatta geçen gün benim Sil Baştan filmini anlatmama istinaden gitmiş filmi almış izlemek için. "Merakla bekler oldum artık bir sonraki yazında ne anlatacaksın diye" dedi. Şaşırdım vallahi, öyle çok merakla beklenecek şeyler yazdığımı da sanmıyorum ya. Demek ki insanlara enteresan geliyor. Bu blog takip etme işi genellikle kişisel blog yazan insanlarınkiyse hele bana biraz "BBG" evi tadında bir şey izliyormuş gibi geliyor.
Bir de garip bir hastalık halini alıyor bu zamanla. Nereye gitsen, ne okusan, ne aklına gelse; önemli, önemsiz anlatma ihtiyacı duymaya başlıyorsun. Takip eden sayın arttığı zaman insanlara daha fazla şey yazma gereği hissetmeye başlıyorsun. Çünkü genelde şöyle bir kanı var. Herkes bir blog yazıyor ama kimse kimseyi takip etmiyor, yazılarını okumuyor gibi. Arada böyle güzel paylaşımlar yapılınca demek ki hepimizin dikkatini çekebiliyor ve zevkle okuyabiliyoruz.
Ben de haziran ayında aldığım gazla sürekli bir şeyler paylaşmak istiyorum ama bir yandan da bilgisayarın başına geçmek istiyorum. Zira bildiğiniz internet bağımlısı biri oldum çıktım. İşim zaten internetle alakalı, evde tv de olmayınca hemen internete sarmaya başlıyorum. Artık kendimi biraz daha sanal olmayan bir şeylere vereyim diyorum, bu sefer de blogumu ihmal ediyorum...
Neyse neyse bir yolunu bulacağız artık. Bu da böyle bir şey işte...
Hepinizi çok öpüyorum, uykum geldi, yarın inşallah 2 haftadır dört gözle gitmeyi planladığım havuzuma gideceğim. Dua edin de bol güneşli olsun yahu...
Bir daha öptüm gençler...
01:02
17 Temmuz 2010, Cumartesi
Ancak hayatımda o kadar saçma sapan yazılar yazdığım bir dönem daha olmamıştır sanırım. Utancımdan silmişim o yazıları ne yaparsan bir ekran görüntüsünü alman lazımmış :D
Bu yazının sebebine gelince sürekli yazılarımı takip eden biriyle tanıştım. Habibe Börklü Karabulut' la. Nasıl keyifli bir şey anlatamam. Meğersem yazılarımı merakla bekler olmuş. Hatta geçen gün benim Sil Baştan filmini anlatmama istinaden gitmiş filmi almış izlemek için. "Merakla bekler oldum artık bir sonraki yazında ne anlatacaksın diye" dedi. Şaşırdım vallahi, öyle çok merakla beklenecek şeyler yazdığımı da sanmıyorum ya. Demek ki insanlara enteresan geliyor. Bu blog takip etme işi genellikle kişisel blog yazan insanlarınkiyse hele bana biraz "BBG" evi tadında bir şey izliyormuş gibi geliyor.
Bir de garip bir hastalık halini alıyor bu zamanla. Nereye gitsen, ne okusan, ne aklına gelse; önemli, önemsiz anlatma ihtiyacı duymaya başlıyorsun. Takip eden sayın arttığı zaman insanlara daha fazla şey yazma gereği hissetmeye başlıyorsun. Çünkü genelde şöyle bir kanı var. Herkes bir blog yazıyor ama kimse kimseyi takip etmiyor, yazılarını okumuyor gibi. Arada böyle güzel paylaşımlar yapılınca demek ki hepimizin dikkatini çekebiliyor ve zevkle okuyabiliyoruz.
Ben de haziran ayında aldığım gazla sürekli bir şeyler paylaşmak istiyorum ama bir yandan da bilgisayarın başına geçmek istiyorum. Zira bildiğiniz internet bağımlısı biri oldum çıktım. İşim zaten internetle alakalı, evde tv de olmayınca hemen internete sarmaya başlıyorum. Artık kendimi biraz daha sanal olmayan bir şeylere vereyim diyorum, bu sefer de blogumu ihmal ediyorum...
Neyse neyse bir yolunu bulacağız artık. Bu da böyle bir şey işte...
Hepinizi çok öpüyorum, uykum geldi, yarın inşallah 2 haftadır dört gözle gitmeyi planladığım havuzuma gideceğim. Dua edin de bol güneşli olsun yahu...
Bir daha öptüm gençler...
01:02
17 Temmuz 2010, Cumartesi
Anne Ben Sunucu Oldum.

Aslında sunuculuk maceramı bir yaz sıcağında Sevgili Cem Evren Ateş ile Likemind Ağustos' ta tanışmama dayandırıyorum. Malumunuz likemind' a ilk defa gelecekler için eskiden bir nevi bir eğitim oluyordu bir ara friendfeed' te. Likemind 'a geleceklerin yapması gerekenler ve yapmaması gerekenler gibi böyle listeler filan yapılıyordu. Mesela yapılması gerekenler listesinin başında Müge Cerman'ı mutlaka bulun, kimseyle tanıştırılmayı beklemeyin, gidin tanışın gibi maddeler bulunuyordu.
Ben ilk maddeyi gerçekleştirdim. Sevgili Müge Cerman' la tanıştım. Birinciyi gerçekleştirmenin verdiği muzaffer edayla ikinci aşamaya geçebileceğimi düşünerek karşıma çıkan ilk insanla yani Cem'le tanışmaya çalıştım. Fakat o da ne karşımdaki insan soğuk mu soğuk biri. Muhabbet etmiyor muhabbetinin devamı gelmiyor. Ee hal böyle olunca süngümüz düştü moralimiz bozuldu. Likemind'ın geri kalanını tanıdığımız simalarla geçirmeye karar verip birileriyle tanışma faslını orada bitirdik.
Yalnız ben işin aslını sonradan öğrendim. Meğersem Sevgili Cem de oraya ilk defa gidiyormuş, o da benim gibi tam olarak nasıl davranacağını bilemediği için muhabbet edememiş. (:

İkinci likemind' da ise eh birincisini atlatmanın verdiği rahatlıkla insanlarla tanışmak daha kolay oldu. Hatta o yeni tanışılan insanlarla Likenight'larda daha da kaynaştık. (bknz: Gabriela, Burak Bayburtlu, Başar vs.) Ancak gelin görün ki katıldığım bu ilk Likenight' da da Cem ile ikinci defa tanışmaya kalkıştım. Bu kırdığımız potla birlikte sonunda muhabbetimizi etmeye başladık bu sefer. Bana muhtemelen çok konuştuğum için "Kafamda bir reklamcılık programı fikri var. Sunar mısın?" diye teklifte bulundu. Pişman olmuştur heralde başına benim gibi bir belayı sardığı için. (:
Ve elime mikrofonu tutuşturduğu gibi şu aşağıdaki programı çekti.
Gördüğünüz gibi tam olarak kurduğum cümlelerin farkında değilim, mütemadiyen bir ııııı sesi ve sanki çok lezzetli bir yemeği yemiş de öyle gelmiş program sunuyor gibi bir damak sesi çıkarmaktayım. Ancak dostlarım abartmıyorum; Cem elime mikrofonu verdi, kameranın

karşısına geçirdi ve başladım sunumumu yapmaya. Allah'tan ilk programı Cüneyt Bey gibi gayet sıcak bir insanla ve zaten önceden de tanıdığım ve hep sohbet etme şansını da yakalayabildiğim Uğur Hocam gibi bir üstadla yapıyordum. Ve yine Young Guns projesi bildiğim bir konuydu. Zira daha önce Gabriela ile Uğur Hoca'yı Project House'da ziyaret edip projeyle ilgili Gabi'nin blogu için röportaj yapmıştık. Ve gördüğünüz üzere ilk sorudan sonra adaylarla röportaj kısmına geçildiğinde üstümden heyacanımı atmış bulunmaktayım.
Enteresan olduğunu düşündüğüm bir nokta var ki; yahu sanki canlı yayın yapıyormuş gibi kesmeden bu haliyle programı yayınlamamız. Ama olsun bu haliyle sunuculuk konusunda ne kadar ilerlediğimi sizler de görmüş olacaksınız. Zira bu benim tek programım değil. Arkasından gelen bir de Evimizinherşeyi programları maceram var ki onları başka yazılara saklıyorum. (:
Eh ilk deneyim için sizler neler düşünüyorsunuz bakalım? Fena sayılmaz değil mi ya. Arkası gelsin mi? Gelecek midir acaba? Gelmeli midir? Ya da ne beklerdiniz özellikle beni tanıyanlar bilenler?

Yorumlarınız çok değerli ilk defa bir yazının sonunda açık açık yorum beklediğimi belirtiyorum. Pamuk eller klavyelere...
Betül Kara
00:03
13 Nisan 10, Salı
Reklamını abarttık, çikolatasından çaldık!

Bugün ofiscek canımızın Browni çekmesiyle birlikte şu yeni çıkan Browni Intense'den yiyelim dedik. Demez olaydık buradan Browni'yi esefle kınıyorum. Yahu ne diye minnacık yaparlar o güzelim enfes şeyi. Tadına doyamayalım bir daha bir daha bir daha alalım siz zengin olun biz de fakir olalım diye değil mi? Anlatacağım şeyden uzaklaşacağım şimdi ama bu noktada Eti'ye iki laf dokundurup geçmeden edemeyeceğim. Böyle yaparak müşterilerinizi kandıracağınızı mı sanıyorsunuz. Hayır antipatik oldunuz benim için. Zaten bu abur cubur işini yapan sektörün pek sevgili iki markası olan Ülker ve Eti, size sesleniyorum: ürünü çıkarıyor 2 aya kalamadan gramajını düşürüyorsunuz görmüyoruz zannetmeyin! Bunlar hiç hoş hareketler değil, bilesiniz! Hepsini görüyoruz. Aptal yerine koymaktır bence bu, biz müşterilerinizi :|

Neyse ben anlatmak istediğim konuya geleyim. Hani çocukken böyle abur cubur alınca çılgınlar gibi seviniriz ya, abimiz ya da ablamız varsa sırf onları gıcık etmez için yavaş yavaş yeriz. Onlar yer bitirir çikolatalarını biz daha yarısındayızdır. O sizin çikolatanızdan ısırmak ister,siz vermezsiniz. Zorlayınca da anneeeee diye bağırarak ispiyonculuk mesleğine böylelikle ilk adımı atmış olursunuz. İşte tam olarak bunun gibi bir olay yaşadık bugün biz de. Ofisimizin en yeni ekip üyesi Eda bugün bize bu hainliği yaptı. Biz Browni Intense' lerimizi yeyip bitirene kadar kendisi daha paketini açmamıştı. Beraberce hepimizin ne hainlikler yaptığını anlattık abilerimize ablalarımıza (:
Bir de mesela şu vardır: ben karışık çerez yerken antep fıstıklarıyla, soslu mısırları hep en sona bırakırım. En güzel şeyleri en sona bırakma gibi bir eğilimimiz var galiba. Bunu yapan tek ben değilmişim. Batuhan da Eda da aynı şeyi yapıyormuş. Bu işe iktisadi açılardan bakmak isterdim doğrusu. Marjinal faydayı bu şekilde sağlıyor insan heralde. Aynı metadan elde fazla olmayınca var olanı bitişin en sonuna bırakarak kendine max. faydayı sağlamış oluyor.
Sonra kalmıyor bu hesaplar kitaplar zamanla. Belki de bu alışkanlık sadece çocuk olmanın verdiği bir şeylerden kaynaklı. Çocuk aklıyla etrafındaki her şeyi oyun gibi algılamak, yapılan her eylemi oyuna çevirmek. Çocukken hayatın toz pembe olması buradan geliyor sanırım.
Kısacası efendim şimdi tüm bu yazdıklarımın sonuna ne yazsam bilemedim.
Sanırım, yine "Ne desem yalan Olur" diyeceğim (;
Betül Kara
23:54
29 Mart 10, Pazartesi
Eskişehir'de Marketing Anadolu'yla Haftasonu
Yazı bu kadar gecikmeyecekti aslında ama yaklaşık olarak 2 saattir aynı videoyu yüklemeye çalışıyorum ama ne yazıkki beceremedim. Artık linkini vereceğim onunla yetineceğiz.(Bknz: video için buraya tıklayınız) Geçtiğimiz hafta sonu çocuklar gibi şendim. Eh fotoğraf anlatıyordur heralde. Öğrenci gibi hissettim kendimi yeniden. Çok güzel bir organizasyona dahil oldum. Kampüste Marketing gördüm ben.
20-21 Mart günleri Eskişehir Anadolu Üniversitesi Marketing Anadolu Kulübü'nün 5. sini
düzenlediği "Kampüste Marketing '10" organizasyonundaydım. Young Guns 1.1 sürecini hepinizle paylaşmıştım. Orada tanışıp hepsini pek sevdiğim genç arkadaşlarım davet etmişti bundan 1 hafta önce beni. Olur mu olmaz mı, toplantı ertelenir mi ertelenmez mi, gitsem mi ki ne yaparım ki sıkılır mıyım ki gibi oldukça saçma sorularla kafamı meşgul ettikten sonra, cuma günü Eskişehir'e gitmeye karar verdim. Hem zaten Eskişehir'e daha önce gitmemiştim hiç ve bu da benim için çok güzel bir fırsat olacaktı.
Çok keyifli bir hafta sonu geçirdim. Anadolu Üniversitesi'nin bu kadar misafirperver öğrencileri olduğunu bilmiyordum doğrusu. O kadar ki misafirperverlikleri daha cuma günü İstanbul'dan telefonla onları aramamdan başlıyor. Tren garından aldılar, kampüse götürdüler, aç olduğumu düşünüp bir kahve ve kekle gönlümü daha ilk saatlerden fethettiler. Burada sevgili Taygun Taşdemiroğlu ve Burak Erpehlivan ile sohbet ettik bir süre. Ben de eski kulüpçülerden olduğum için çok keyifli bir sohbetti tabiki bu da. Marmara Community olarak son iki senedir düzenlediğimiz Thinker&Talker Kamp '08 ve '09 organizasyonlarından bahsettim. Meğersem bizi takip ediyorlarmış. Kulübümüze övgüler yağdırdılar, eh ben de pek bir gururlandım. Ancak asıl gururlanması gereken birileri varsa onlar da şüphesiz bu güzel organizasyonu düzenleyen Marketing Anadolu 'nun sevgili üyeleridir.
Anadoluda bir üniversite olmanın zorluğunu yaşıyor onlar da birçokları gibi. Ama oturup kalmamışlar. Ve 5. keredir bu organizasyonu düzenliyorlar. Tek yaptıkları bu değil. Bir de Sıfırın Altında Marketing diye bir organizasyonları varmış çok methini duydum. Yine o organizasyona da bu sene Uğur Özmen, Devletşah Özcan, Alemşah Öztürk, Cüneyt Devrim, Pelin Ayan gibi isimler katılmış. Kampüste Marketing'in de o organizasyondan eksiği yoktu doğrusu. Sormayın ne konuşmacılar ne konuşmacılar... Araştırmacılar Derneği Başkanı Temel Aksoy'dan tutun Yüce Zerey'e sonra Levent Soygür'den Tuğçe Esener' e İstanbul'daki hemen her öğrenci organizasyonda görebileceğiniz isimler işte bu hafta sonu Kampüste Marketing için Eskişehir'deydi. Bu kadar ismin 4 saat geliş 4 saat gidiş 8 saatini ne için harcadığını anlamanız için o atmosferi yaşamanız gerekiyor açıkçası.
Tıkır tıkır işleyen bir program ve 550 kişinin sıkıntısını çözmek herkesin yapabileceği bir şey değil. Biliyorum çünkü ben de defalarca bu çaptaki etkinliklerin organizatörü olarak çalıştım. Tüm bunlar ancak takım olabilmiş gruplar tarafından başarıyla yapılabilecek bir şeydir. Onları bütün hafta sonu boyunca izledim, bir çoğunu tanımadığım halde aralarına oturup sohbetlerine katıldım. Birçok şey çok tanıdıktı benim için. Hepsine tekrardan binlerce teşekkür ediyorum buradan. Bu takım ruhunu hiç kaybetmemelerini ümit ediyorum. Zira onların bu profosyonelliği "bir" olabilmek, başarmak, bazılarına neler yapabileceklerini göstermek tutkusundan geliyor biliyorum. Pazar günü kapanış yaparlarken eski başkanlardan Ogün Kayımoğlu'nun sözleri de tam olarak buna işaret ediyordu.

Bu güzel hafta sonunu yaşamama vesile olan öncelikle Young Guns 1.1 'de bu fikri aklıma sokan ve bana evini açan başta Emrah Şatıroğlu'na, Kübra Müge'ye, Ezgi Mutah'a, Ezgi Şah'a, Burak Evlice'ye, Erinç Aşıcıoğlu'na, Gülşah Göker'e ve tabiki Ebru Kotukoğlu'na (unuttuğum varsa çok özür dilerim)çoook teşekkür ediyorum. Cumartesi gecesi sayelerinde çok eğlendim. Bizi Eskişehir gençliğinin uğrak mekanlarından Up'ndown a götürdüler. Young Guns'ın eskileri (Sezen, Cenk, Mehmet, Pelin, Ferhat), yenileri; kaynaşa koklaşa çok güzel bir gece geçirdiler. Ben de aralarındaydım tabi yine. Ne yazıkki o geceden hiç fotoğraf yok elimde. Duyumlarıma göre Sezen'de geceyle ilgili tehlikeli fotoğraflar varmış (: Marketing Anadolu'dan ise başta Burak Erpehlivan'a, Taygun Taşdemiroğlu'na, Şafak Saygılı'ya, Murat Büyükgümüş'e Ufuk Satış'a ve ismini sayamadığım tüm Marketing Anadolu üyelerine çok çok çok teşekkür ediyorum.
Bir şey itiraf etmem gerekiyor burada. Açıkçası 2007 Mayıs'tan 2008 Mayıs'a kadar bir yıl boyunca çıkarabilmek için büyük uğraşlar verdiğimiz Thinker&Talker Kamp'08 i gerçekleştirdikten sonra Marmara Community'e rakip görmüyordum. Taa ki Marketing Anadolu'yla tanışana kadar. Uğur Hocam' dan organizasyonla ilgili duyduğum yorum şuydu. "Birçok organizasyona katıldım hem Türkiye çapında hem de dünya çapında. Bu çocuklar benim için ilk beşteler."
Kıskandım sizi arkadaşlar.
Bu ruhunuz umarım hiç bitmez.
Betül KARA
23:26
22 Mart 2010, Pazartesi
Young Guns 1.1 Atölye Süreci- orada neler oldu?
Bu yaptığım şeyi çok önce Uğur Hocamla konuşmuştuk. Aslında yapmak istediğimizi de tam yapamadım. Buradaki süreçten an be an fotoğrafladığım görüntülerle sizlere ulaştırmak istiyordum. Ama şimdi bakınca böyle de farklı güzel olmuş bence.
Öğleden sonra iki sularında geldiğim Project House'da atölye sürecine katılmaya hak kazanmış gençlerle bilikte yedim, içtim; konuştum, tartıştım; fikirlerini, kampanyalarını dinledim. Pek çok güzel fikir duydum. Birçokları çöp oldu birçokları da ben bu satırları yazarken sunum için ürün haline gelmeye hazırlanıyor :) Elimden geldiğince bu süreci sizler için fotoğrafladım. Onunla da yetinmedim bu fotoğraflara bazen espirilerle küçük dokunuşlar yaptım. Bakalım neler yaşanmış neler olmuş? (Fotoğrafların üstüne tıklayarak yazıları daha net okuyabilirsiniz.)
Şule Hoca ve İpek Hanım'a kıl payı yetiştim. Ben geldiğim sıralarda masa masa dolaşıp ekiplerle küçük toplantıcıklar yapıyorlardı.
İlk Young Guns atölye sürecini yaşayan arkadaşlar da geldiler ve deneyimlerini şimdi ter dökenlerle paylaştılar.

Bu sigara araları daha fazla kaynaşmanın yaşandığı, her dışarıya çıkıldığında asansör ve ofis arasında mekik dokunurken yeni fikirlerin bulunduğu ve bazı fikirlerin de çöpe atıldığı seanslar haline geldi.
Cenk, Young Guns'ın seçilen ilk ekibinden. Kendisini şuradan hatırlayabilirsiniz. Ajanstan adayları ziyaret eden ilk isim Cenk oldu. Tüm geceyi de onlarla birlikte geçirdi, ilerleyen fotoğraflarda kendisinin farklı yüzlerini de göreceksiniz (:
İşte bir ekipten görüntü. Sürekli masa başında fikirler üretmekten bunalan gençler zaman zaman çalışma alanlarını değiştirdiler ve benim de karşıma böyle bir kare çıktı.
Akşama doğru 17:00 sularında ilkinde olduğu gibi yine bloggerlar atölye sürecini ziyaret etti. Cihan ve Seviye Kaloğlu çiftiyle birlikte Elif Evren Kuyu ve eski Young Guns adaylarından Tuba Tırın da bizlerle birlikteydi.
Eski Young Guns adayları hiçbir desteği esirgemedi ve akşam saatlerine kadar tüyolarıyla yeni adayların yanlarında olduklarını da gösterdiler.
Süreç boyunca Uğur Özmen, Cüneyt Devrim, Sets Turan, Young Guns Cenk ve Mehmet ve naçizane bendeniz tüm ekiplerle zaman zaman oturup fikirleri hakkında konuştuk. Yukarıdaki kare bu gezintilerden birini temsil etmekle beraber diyaloglar tamamen benim hayal ürünümdür (:
Haliyle bir de akşam yemeğimiz vardı. Karnımızı doyurduk, akıllar yeniden çalışmaya başladı. Vakit kaybetmeden işe koyulduk.

Maşallah diyorum. Hem Türkiye'nin farklı şehirlerinden ilk 24' e girip burada tüm süreç boyunca canla başla çalışıp bir şeyler üretmeye çalışan arkadaşlara hem de onlara bu fırsatı sağlayıp desteklendiklerini gösteren, onlara sizin yaptığınız şeylerin de farkındayız mesajını veren böyle bir projeyi hayata geçiren Project House ve Uğur Hocamıza... 
Süreç boyunca yanlarında olduğum için samimiyetle söyleyebilirim ki tüm gruplar durmadan çalıştılar. Yazdılar, çizdiler, sordular ve hiç durmadılar. Çalıştılar çok çalıştılar.

Akşam altı olduğunda akşam yemeğimiz hazırdı ama gelin görün ki gece yarısını bulduğunda saatimiz acıktık. Tabi hiç kolay değildi, arkadaşlar sabaha kadar çalışacağı için gece yemeğimiz için köfte ekmekler imdadımıza yetişti.

Sanırım yorum yapamayacağım :D

Saatler gece yarısını vurduğunda, karınlar da doymuştu artık. Saatlerce durmadan yaratıcı fikir bulmaya çalışan arkadaşlarımızda zaman zaman kısır döngüye mahkum kaldılar. İşte bu noktada imdatlarına Cüneyt Devrim yetişti ve briefleriyle de alakalı birkaç video ile algılarının açılmasını sağladı.
Temel fikirlerini oluşturan arkadaşlar ara sırada diğer gruplarla iletişim kurmayı da ihmal etmediler. Zaman zaman birbirlerine teknik ekipman desteğinde bulundular. Evet gördüğünüz gibi rakip de olsalar yardımlaşmayı seven bir genç kitle ile karşı karşıyayız. Bu fair play ruhunu bizlere yaşattıkları için tüm Young Guns 1.1 adaylarına teşekkürü borç biliyorum.
Uğur Hocamızdan her fırsatta dinlediğimiz iş hayatından hikayelerini altın öğütler niteliğinde aklımıza kazıdık.

Gecenin artık 3'ü tabi ki fikirler oturdu, kampanya çerçevesi çizildi artık görselliği konuşturmanın zamanı geldi. Hemen hemen tüm gruplar bu saatlerde artık sunumları için ter dökmeye başlamıştı.
Reklamcı da olsak, gecenin geç saatlerine kadar ayakta da kalsak güzelliğimizin önünüze hiçbir şey geçmedi zaman zaman (: İşte bir önceki fotoğraftaki arkadaşların ekibinin geri kalan kısmı. Hem çalışıyorlar hem de güzelleşiyorlar...
Acar magazin blogcunuz bendeniz, ispinyoncu oldum. Elimde belgelerle kimi ekiplerin aslında ne işler yaptıklarını ilgili merciilerle paylaştım :D
Sıkı durun sırada kurban serimin ikincisinde (birinci kurban ilginç bir şekilde fotoğrafını kaldırmamı istedi, yine sansüre uğradık anlayacağınız.) sürpriz bir isim var.

Tanıdınız mı? Kimseye bu konuda acımadım. Çektim fotoğraflarını :D

Son kurbanla birlikte Young Guns 1.1 sürecinden izlenimlerimi okudunuz. Neden böyle enteresan bir şekilde kestin bu fotoğrafları diyebilirsiniz belki ama eh bendeki de bünye altıya kadar dayanabildim. kırk beş dakikalık bir kestirmeden sonra size bunları yazmak için tekrardan bilgisayar başına geçtim. Ümit ediyorum ki o kestirmede birilerinin eline koz vermemişimdir.
Atölye sürecini bu şekilde takip etmek zor olmakla birlikte yaşanılması gereken bir deneyim olarak görüyorum. Bu projenin ilk çıktığı günden beri tekrarladığım şeyi yineliyorum. Öğrenciyken böyle bir fırsatım olmalıydı ve böyle bir mentorla böyle bir ajansın bir parçası olarak çalışma şansım olmalıydı. Yapabileceklerimi tahmin edemezdiniz sanırım. Bir kere yapmışlığım var ondan söylüyorum. Onu da başka bir yazıda yazarım artık. Burası çok uzun oldu.
Lütfen bana okurken kızmayın sayfanın bu uzunluğundan dolayı. Ama size bu güzel ortamı ancak fotoğraflandırarak anlatırdım. Hani derler ya anlatılmaz yaşanır diye. Tam o cinsten.
Ben tam olarak bu cümleyi kurarken sunumlarını teslim etmek için iki saat 32 dk.ları kaldı. Hepsine şimdiden Eskişehir'de 550 kişinin önünde yapacakları sunumda başarılar diliyorum. Bazıları Young Guns olacak bazıları olamayacak belki ama bu 30 saati hiçbir zaman unutmayacaklar ve bu süreçten birçok şey öğrenerek ayrılmış olacaklar...
Betül KARA
11:42, 14 Mart 10/Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







