nereleri gezdim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nereleri gezdim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Porto Rico' da Rüya Doğum Günü - 2

San Juan'daki ikinci günümüze erken kalkmamız gerekiyordu ki bir gece önceden zorla aldığım bilgiye göre sabah bir deniz altı gezimiz olacaktı. O sebeple biz de erkenden kalkıp bir okyanustan faydalanalım dedik. Ne yazıkki okyanusla daha önce hiç karşılaşmamış bir bünye olarak dalgaların çok feci azizliğine uğradığımı söylebilirim.

1 saat kadar dalgalarla boğuşup bir 15-20 dakika güneşlenmeye çalışmakla geçen zamanımızın ardından hemen otelimize dönüp dalmaya gideceğimiz yer olan Caribe Hilton' u bir arayalım dedik ki zaten yetişemediğimiz telefon çağrısı da onlardanmış. Gezimizi bir gün sonraya daha erken bir saate ertelemek istiyorlardı. Çünkü okyanusdaki müthiş dalgalardan dolayı sualtı görüşümüzün kötü olacağını düşündükleri için bu öneriyi bize sunuyorlardı. Hal böyle olunca biz de daha erken bir saatte Old San Juan'ı keşfetmeye koyulduk.


Porto Rico' da Rüya Doğum Günü

Geçen hafta bugün 5 suları nereye gittiğimi bilmeden JFK Havaalanına doğru yol alıyordum. Canım, bana sürpriz yapmış ve doğum günüm için beni bir yerlere kaçırıyordu. Havaalanındaki kiosklarda check-in yaparken bile nereye gittiğimizi görmemem için elinden geleni yaptı.

5 saatlik gibi bir uçuştan sonra uçağımız inişi yaparken nereye geldiğimizi gelen anonsla sonunda anlamış oldum. Fatihciğim, beni Porto Rico, San Juan'a getirmişti. Birden kafam karıştı, Porto Rico bildiğim bir yer ama bir dakika neredeydi tam olarak bu yer? Hemen telefonuma sarılarak haritada nerede olduğumuzu anladım.

Lovve with Ace Hotel

Keşifler başladı. (:

Dün çok sevdiğim eski dostardandenilebilecek bir arkadaşımla buluştum New York'ta. Önce Fatih'in de aramıza katılmasıyla bir Capon restaurantında yemek yedik. Ajisen Ramen. Çok uygun fiyata yiyebileceğiniz yemekleri var.  Hem ne yediğinizi anlayabileceğiniz hem de öğle yemeği için çevrede çalışan bir insansanız kolaylıkla tercihiniz olabilecek bir mekan. Biz 8-9$ civarındaki lunch box ayarında bir yemek ısmarladık. Dahil olan şeyler ise, chicken teriyaki, california roll, bir de bildiğiniz Japon pilavı. Öncesinde gelen o iğrenç çorba dışında oldukça mutlu olduğum bir yemek diyebilirim.

Asıl bahsetmek istediğim yer ise Ace Hotel. 20W 29th Street' teki otelin lobisinde insanlar sohbet ediyor, laptoplarını kapmış gençler çalışıyorlar. Oldukça hoş bir ortam ve tasarıma sahip bir yer. Bazı mekanlar vardır. Gerçekten ruhları olduğuna inanırsınız. Ace Hotel' in de ben de ilk bakışta uyandırdığı intiba kendine has bir ruhu olduğu yönündeydi.

Kıbrıs Günleri, Casino Deneyimi, bir deee #nesfit14gun

#nesfit14gun (bu ne şimdi dediniz biliyorum ama o kenarda bir dursun ona da gelecek sıra, bir nevi üst not sayın siz bunu, hep mi dipnot olacak arkadaşım)

Selamlar conciklerim!

Pazartesi sendromunun ağırlığı yetmezmiş gibi bir de üstüne hafta sonunun yorgunluğu çekilir dert değil doğrusu. Efendim tüm sektör maaile Kıbrıs'a gittik geçtiğimiz cuma günü. Havalanından, uçağa oradan da otele yansıyan lise gezisi tadındaki tatilimi anlatacağım ilk olarak.

Eskişehir, Pazarlama, Bizim Çocuklar filan... (:

Geçen sene YoungGuns1.1 sürecini PH'nin Maslak' taki ofisinde 30 saatlik bir nevi kamp ortamında takip etmiştim. Eskişehir'den gelen birbirinden güzide arkadaşlarla bu sayede tanıştım. Sonrasında da Marketing Anadolu Kulübü' nün Kampüs'te Marketing organizasyonuna davet etmişlerdi beni. Muhteşem zaman geçirmiştim.

Bu seneki organizasyona yine çağırdılar. Şu konuşmacı ayarlama hevesim hiç bitmedi yıllardır. Arkadaşlar sordu ben de 3 konuşmacının kontak bilgilerini kedileri ile paylaştım. Sonuç olarak Cuma 17:30 treni ile yolculuk başladı. Ufuk, Ömer, Rıdvan ve bendeniz trenin restaurant bölümünde koyu bir sohbete başladık. Eh haliyle hepimiz aynı sektörde olunca konuştuğumuz konular da malumunuz. Digitürk'ün blogspotu kapatması, sosyal medya nereye gidiyor vs. vs... Derken trende İpek Hanım' la  da karşılaşınca sohbet pek bir koyulaştı. Arkadaşlar Eskişehir'de okudukları için işin en keyifli yanının bu tren sohbeti olduğunu söylemişlerdi yolculuğun başında. Hakikaten de öyleymiş.

Gece 23:30 gibi Eskişehir'e vardık. Bizi garda Havva karşıladı. Hemen özel araçları ile kampüse götürdüler bizi. Önce burada hazırlık içinde olan arkadaşlarımızı ziyaret ettik. Sevgili Gökhan Hoca ile kısa bir sohbet de ziyaretin bonusu oldu. Nitekim  gecenin o saatinde öğrencilerini yalnız bırakmamıştı ve onlarla beraber o da hazırlıklara devam ediyordu. Bu kulübü kıskandığım bir nokta varsa o da heralde Gökhan Hoca' nın onlarla bu kadar ilgilenmesi konusudur. Ben de üniversitedeyken 4 yıl boyunca kulüplerde çalıştım. Bir tane hoca hatırlamıyorum ki Gökhan Hoca gibi yanımızda olsun. Neyse okulun otelinde kaldım ilk gün. Oldukça konforlu, ayrıntılar düşünülmüş, temiz bir misafirhaneydi diyebilirim. Bir devlet üniversitesinde böyle hizmet ve kalite görmek gerçekten beni sevindirdi.


Ertesi gün yani cumartesi günü oturumlar başladı. Okul sanki haftasonu değilmişçesine yine kalabalıktı tıpkı geçen sene olduğu gibi. Kaldı ki bu hafta başında öğrencilerin vizeleri başlıyormuş. Buna rağmen doluluk takdire şayan doğrusu. Sabahtan İpek Aral Kişioğlu ardından Volkan Kırtok sunumlarını yaptılar.Her iki sunumda cidden doyurucu ve keyifliydi. Öğleden sonra ise Garanti Bankası ve Gittigidiyor.com un yöneticileri yine bilgilendirici ve keyifli sunumlarını yaptılar.

Bu yorucu günün ardından azimli arkadaşlarımız akşama özel bir yemek düzenlemişler. Oldukça keyifli ve zevkli bir mekan olan Passage'da danışman hocalar, konuşmacı ve çeşitli misavirlerle birlikte kulübün yönetim kuruluyla birlikte kocaman bir grup olarak hazır bulunduk. Mekan hoş bir yemek yemek için ideal dilerseniz arkadaşınızla akşam bir şeyler içip sohbet etmek için de tercih edebileceğiniz bir atmosfere sahip. Yemeklerinin de ayrıca lezzetini övmeden geçemeyeceğim. Eskişehir' e yolunuz düşerse aklınızda bulunsun efendim.


Sonra her malum Eskişehir yolcusunun uğrayacağı yer olan 222' de geceye devam ettik. Kavga çıkana göre keyfimiz baya yerinde dans, şarkı, türkü halindeydik. Derken 2 tane densiz kavga çıkardı herkesin keyfi kaçtı ayrıldık biz de. Gerçi o kavga çıkmasaydı geceyi orada söndürecektik, bir nevi bize de bahane oldu sayılır.


Pazar günü erken vakitte ayrıldığım için kapanışı bu sene izleyemedim. Genelde böyle organizasyonlarda kapanışının ayrı bir tadı olur. Marketing Anadolu yine dopdolu bir organizasyona imza attı. Yine aynı profesyonellik ve misafirperverlikle...

Not: Organizasyon boyunca bizi yalnız bırakmayan sevgili Havva Çam'a, Esen Kara'ya, Cemil Ural'a, Merve Atan'a, Gökhan Çakar'a, Salih Seçer'e, Neziha Berber'e ve adını sayamadığım tüm Kampüste Marketing komitesine; bana evlerini açan pek sevgili Ezgi Şah ve Mutaf'a, Ex (: başkan Burak Erpehlivan'a, Sevgili Başkan Murat Büyükgümüş' e çook  teşekkür ederim. 

Betül KARA

15:35
23 Mart 2011

Gezgin: Paris' te...

Nereden esti iki yıl önceki gezimi anlatmak bilmiyorum. Bildiğim şu bugünlerde çok özlediğim öğrenciyken aylak aylak dolaşmayı. Bugün size Erasmus gezilerimden Paris' i anlatacağım. Ne yalan söyleyeyim ilk etapta pek aşık olmadım bu şehre. İstanbul daha güzel dedim durdum gezi boyunca :D Ama sonra sonra tadını almaya başladım şehrin. 


Bir kere Paris, daha sokaklarında gezerken veriyor size kendine has tadını. Düzenli ve sakin sokaklar, tarih kokan binalar, anıtlar, meydanlar… 
Bastil meydanından geçerken sanki karşınıza çıkıverecek; Jan Valjean ya da Cosette süslü eteğini sürüyerek Arnavut taşlı sokakların birinden.


Geceleri soğuk ama dingindi. Eiffel’e çıkıyor sanki her sokak. Ya da bizim gönlümüz Eiffel'i istiyordu durmadan. Daha hostele geldiğimiz ilk gece kalktık gittik. Gecenin rengi üşütürken Eiffel’in âşıklara özel yapıldığını düşündüğüm ışığı sizin de içinizi ısıtabiliyor. Dünya üzerinde başka bir metal yığını var mıdır ki insanı böyle etkilesin ihtişamıyla?  Ah bir de sevgilinin koynu olacaktı bu ışık huzmeleri seyrederken.


Fransa, Paris, Fransızca, şarap ya da peynir ne derseniz bana Fransızlara özgü ilk aklıma gelecek olan şeylerden biri Sefiller romanı ve bayıldığım romancı Victor Hugo'dur. Elimdeki haritada Mansion de Victor Hugo yazısını görmem yetti. Sürükledim Gülendam'ı da hemen. Evi çok güzeldi ve artık müze olarak kullanılıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam Bastille Meydanına yakın bir yerdeydi evi. Ve yine bir ara bizi gezdiren Türk dostlarımızın dediğine göre bu meydanda başlamış halkın ilk, ihtilal toplanmaları.




Gelin görün ki beni mest eden yer Monmarte' tı. Montmarte’ ın tepeden bakışı çiçek gibi açılan sokaklara, taa uzaktaki Eiffel’e göz kırpışı, güneşi kıskandırarak… O kadar canlıydı ki. İnsanlar sanki Monmarte' ta daha sıcak daha az Fransız (: Burada hayatımın en güzel crépesini yedim sanırım. Hala tadı aklımdan çıkmıyor. Ressamlar tepesi olarak biliniyor burası ve küçük meydanında bir sürü sanatçı var. Resimlerini yapmak isteyen. Bir tanesi neredeyse 20 avroya yapacaktı resmimi ama sonra düşündüm valize koyacağım, kırışacak filan, yaptırmadım. Tamam, kabul kötü bahane. Ne bileyim öğrencilikte gittik belki de param azalmıştı :D


Birçok müze gezdik hatırlamıyorum artık hangilerine gittik. O kadar çoklar ki bir daha gidersem tamamlayabilirim belki tüm müzeleri gezmeyi. Aklıma ilk gelenler Musée D'orsay ve tabiki Louvre. Musée D'orsay da, Rodin'in düşünen adam heykelinin orjinalini gördüm. Aslında minicik bir şey. Bizim bildiğimiz gibi kocaman değil. 


Sonra bir de Champs-élysées var. Daha önceki duyduklarımla da brileştirince hak veremedim diyemem. Bizim Bağdat Caddesi'nin daha genişçe bir hali denilebilir :D. 



Champs-élysées'ine gelen bu pozu verir illaki. Vermezsen ayıp oluyormuş :D

Bu Erasmus gezilerinin en zevkli yanı sanırım Hostel partileri oluyor. Biz de ayrılışımızdan bir gece önce o iğrenç pis ama gençlerin fink attığı Hostelimizde; indik bara, takıldık ekibe... Böyle sevimli insancıklarla tanıştık. Herkes gayet sıcaktı ve sempatikti. Bilemedim belki de Christmast gecesinin verdiği kardeşlik ruhuyla böyleydiler :D




Miskin kedilerin sırnaşarak yaklaşmaları, Fransız aşkını anlatma çabasından mı acaba? Tam da bir Fransız kadını ipince beline taktığı kemeriyle, yüksek ökçelerinin çıkardığı sese aldırmayarak süzülmesi Champs-élysées’ den sanki “o kadın” oydu. Paris sokaklarındaki o kadınların dünya yıkılsa umursamayacak halini hiç unutmuyorum. Bir de giyimlerini. Ah, modayla zerre alakası olmayan burada bu kadınları görünce moda müptelası olabilir. En çok sevdiğim şey herkes kendi modasını yaratıyor. Her kadının ayrı bir havası hali var bu şehirde.


Bir kadeh şarap, biraz sanat, bir dilim Fransız peyniri, biraz tarih, biraz Paris...
Biraz Fransız öpücüğü...




Betül KARA
22:34
21 Ekim10, Perşembe

Niğde Ulukışla, Adana Merkez, Mersin Susanoğlu; Cennet-Cehennem; Adana Merkez

Bu ne şimdi diye söylenenleri duyar gibi oldum (:

Tatil rotamı yazdım, cicilerim. Geçen hafta tam bugün Niğde' ye yaylamıza gelmiştim. Nasıl özlemişim ya o yayla havası huzurunu. Ne kadar uzun olmuş sonra görmeyeli oraları. Ay geçen sene yiyememiştim kiraz miraz. Gerçi bu sene de kayısıları kaçırdım ama iş hayatı işte. Bir hafta izinle bunları yaptığıma şükrediyorum :D


Çıktık bahçeye babam, ablam ben başladık kirazları toplamaya, süperdiler ya. Şu fotoğraflar hiçbi' şey. Hani derler ya dalından koparıp yemek, o inanılmaz bir keyif işte!


Yayla' da iki gün geçirip Adana' ya geçtik. Sevgili kuzenleri görüp ablamla alışveriş canavarlığımızla kendimizi M1 Real' de bulduk (çaktırmadan reklam yapan blogger gibi hissettim kendimi.) her zamanki gibi :) Ablam bana yine ciciler aldı (: İstanbul' da alışveriş keyfimize devam edeceğimize sözleşerek, Mersin' e Susanoğlu' na geçtik. Burada ne yazıkki kısıtlı zamandan dolayı 2,5 gün kaldık :(



Yapraklı Koy' du rotamız. Gelin görün ki Yapraklı Koy' a tatlı su karışıyormuş. Çok soğuktu ve kayalıktı. Ben rahat yüzemedim. İkinci gün kumsala zorladım ekibi :P aramıza Rabiacık ve kardeşi de katıldı.( kuzenimin uzatmalı sevgilisi, kuzen de Van' da KPSS'ye hazırlanıyor :)


Sonraki gün denize gidemedim :s köy kahvaltısı diye kandırdılar. Cennet-Cehenneme, Astım Mağarası' na gittik. Halbuki ben daha önce gitmiştim oralara. 10 yıl önce gitmişim hatta kendi kendime de hayıflandım. Yaşlandımmm diye. Sonra ablam kaydı, düştü. Mağarada sarkıtlar olduğu için zemin çok kaygan oluyor çünkü. 
(Yazı bu kısmına kadar 26 Haziran Cumartesi günü İstanbul uçağım kalkmadan hemen önce yazıldı, taslak olarak kaydedildi, bebişim.)

Sonra bu manyakça güzel fotoğrafları çekildik kardeş kardeşe :D Şu renklere bakın yahu her yerinden doğa fışkırıyor... Özlemişim doğa ile iç içe olmayı. Öğrenciyken kaçardım yayladan Adana' nın, Mersin' in sıcağından şimdi arıyorum nasıl bir bilseniz. Sıkılmışım İstanbul'un keşmekeş kalabalığından beton yığınından :(
Ama en çok da evdekilere şımarıklık yapmayı özlemişim. Efendim malumunuz ailenin en küçüğü benim; doğa kanunu gereği en şımarığı da benim. Bu sefer pek öyle olamadı desem, filozof kesilmişim evdekilere adamlık taslıyorum :D


İçim kan ağlayarak ayrıldım evden. Zira kuzum hiç yetmemişti bu tatil bana. Babamı iki gün görebildim sadece mesela. Neyseki oradan oraya geçip durmaktan uzunmuş gibi geldi. Şu psikoloji ne güzel şey! İnsanın kendini kandırmasına yardımcı oluyor bazı zamanlarda. Çok seviyorum ben onu. 

Ablamdan Ağustos' ta İstanbul' a gelme sözü alarak içimi bir nebze olsun rahatlattım. Biliyorum ben seçtim böyle olmayı, onlardan uzak ve yalnız yaşamayı ama bazen çok özlüyorum ya, böhüüüüü... Şaka maka adamlar Karadeniz gezisi yapacaklar bir de üstüne. :( Kıskancım çok bugünlerde. Sonra bir de ablam dedi ki: "Betülcüm, böyle bir yıl çalışıp çalışıp 1 hafta tatil yapmak az gelmiyor mu yahu?" Başımdan aşağı kaynar sular inerken fark ettim de  hakikaten öyle. "Doğru tabi az geliyor" diye cevap verdim ve en acıklısı bu cevabı verirken bunu fark ettim... Tamam tamam bu da benim seçimim. Bunları ben öğretmen olamam, öğretmenlik yapamam diye artistlik yaparken düşünecektim değil mi?

Neyse cancağızım. Tatilden ne anladın dersen eğer, abiciğimin çektiği şu fotoğraftaki huzuru anladım derim sanırım!


Henüz tatile çıkmayan herkes adına, 3 kez:

Felices Fiestas!
Felices Fiestas!
Felices Fiestas!

Betül KARA

18:37
28 Haziran 2010, Pazartesi