Mesajınız Var! (You've got a mail)

Sonbahar,New York şehri ve Tom Hanks&Meg Ryan ikilisi.1998 yapımı bu filmi ilk olarak orta okul yıllarımda izlemiştim sanırım.Film bende inanılmaz bir şekilde New York ‘ta birgün mutlaka yaşamalıyım hissi uyandırmıştı.Başroldeki isimlerin bu hissi uyandırmadaki etkisini sanırım göz ardı edemeyeceğim.Sinema dünyasında bazı ünlü ikililer vardır sanırım bunlardan en tatlısı Meg Ryan&Tom Hanks ikilisidir.Daha önce “Sevginin Bağladıkları” filminde karşımıza çıkan çift “Mesajınız Var” da kesinlikle daha samimi bir hikayeyle karşımıza çıkıyorlar.


Kitaplar, New York,kapitalizm ve online dünyadaki ilginç bir dostluğun hikayesinin fonda size düşündürdükleriyle birlikte tipik romantik komedi tarzından sıyrıldığını düşündüğüm “Mesajınız Var” ı izlediğimde en çok hoşuma giden şey şüphesiz o cızırtılı internete bağlanma sesi oldu.İnanılmaz bir senaryo örgüsü ya da muhteşem içinizi sarsacak bir oyunculuk var diye övebileceğim bir film olmamasına rağmen Mesajınız Var’daki  Joe Fox(Tom Hanks) ve   Kathleen Kelly (Meg Ryan) samimi tavırlarıyla hoşunuza gideceğini düşündüğüm bir hikayeyi anlatıyorlar.

Soru şu ki kitapları bile “hızlı tüket” dünyasının kurbanı mı etmeye başlamıştık?Köşedeki Dükkanda masalcı kız varken, bedava kurabiye ve kahve daha mı cazipti bu yeni dünyada?

Ya da hayatımızda manasız ve gereksiz ayrıntıları konuşabileceğimiz sohbetleri  tanımadığımız biriyle paylaşmaya çok mu ihtiyaç duymaya başlamıştık?Telaşsız bir hayat koşuşturması, New York sonbaharının serin havası eşliğinde kahve kokusunu almaya hazırsanız eğer Meg Ryan ve Tom Hanks ‘ten size mesaj var…





Betül KARA


Aralık, 2008

Niğde Ulukışla, Adana Merkez, Mersin Susanoğlu; Cennet-Cehennem; Adana Merkez

Bu ne şimdi diye söylenenleri duyar gibi oldum (:

Tatil rotamı yazdım, cicilerim. Geçen hafta tam bugün Niğde' ye yaylamıza gelmiştim. Nasıl özlemişim ya o yayla havası huzurunu. Ne kadar uzun olmuş sonra görmeyeli oraları. Ay geçen sene yiyememiştim kiraz miraz. Gerçi bu sene de kayısıları kaçırdım ama iş hayatı işte. Bir hafta izinle bunları yaptığıma şükrediyorum :D


Çıktık bahçeye babam, ablam ben başladık kirazları toplamaya, süperdiler ya. Şu fotoğraflar hiçbi' şey. Hani derler ya dalından koparıp yemek, o inanılmaz bir keyif işte!


Yayla' da iki gün geçirip Adana' ya geçtik. Sevgili kuzenleri görüp ablamla alışveriş canavarlığımızla kendimizi M1 Real' de bulduk (çaktırmadan reklam yapan blogger gibi hissettim kendimi.) her zamanki gibi :) Ablam bana yine ciciler aldı (: İstanbul' da alışveriş keyfimize devam edeceğimize sözleşerek, Mersin' e Susanoğlu' na geçtik. Burada ne yazıkki kısıtlı zamandan dolayı 2,5 gün kaldık :(



Yapraklı Koy' du rotamız. Gelin görün ki Yapraklı Koy' a tatlı su karışıyormuş. Çok soğuktu ve kayalıktı. Ben rahat yüzemedim. İkinci gün kumsala zorladım ekibi :P aramıza Rabiacık ve kardeşi de katıldı.( kuzenimin uzatmalı sevgilisi, kuzen de Van' da KPSS'ye hazırlanıyor :)


Sonraki gün denize gidemedim :s köy kahvaltısı diye kandırdılar. Cennet-Cehenneme, Astım Mağarası' na gittik. Halbuki ben daha önce gitmiştim oralara. 10 yıl önce gitmişim hatta kendi kendime de hayıflandım. Yaşlandımmm diye. Sonra ablam kaydı, düştü. Mağarada sarkıtlar olduğu için zemin çok kaygan oluyor çünkü. 
(Yazı bu kısmına kadar 26 Haziran Cumartesi günü İstanbul uçağım kalkmadan hemen önce yazıldı, taslak olarak kaydedildi, bebişim.)

Sonra bu manyakça güzel fotoğrafları çekildik kardeş kardeşe :D Şu renklere bakın yahu her yerinden doğa fışkırıyor... Özlemişim doğa ile iç içe olmayı. Öğrenciyken kaçardım yayladan Adana' nın, Mersin' in sıcağından şimdi arıyorum nasıl bir bilseniz. Sıkılmışım İstanbul'un keşmekeş kalabalığından beton yığınından :(
Ama en çok da evdekilere şımarıklık yapmayı özlemişim. Efendim malumunuz ailenin en küçüğü benim; doğa kanunu gereği en şımarığı da benim. Bu sefer pek öyle olamadı desem, filozof kesilmişim evdekilere adamlık taslıyorum :D


İçim kan ağlayarak ayrıldım evden. Zira kuzum hiç yetmemişti bu tatil bana. Babamı iki gün görebildim sadece mesela. Neyseki oradan oraya geçip durmaktan uzunmuş gibi geldi. Şu psikoloji ne güzel şey! İnsanın kendini kandırmasına yardımcı oluyor bazı zamanlarda. Çok seviyorum ben onu. 

Ablamdan Ağustos' ta İstanbul' a gelme sözü alarak içimi bir nebze olsun rahatlattım. Biliyorum ben seçtim böyle olmayı, onlardan uzak ve yalnız yaşamayı ama bazen çok özlüyorum ya, böhüüüüü... Şaka maka adamlar Karadeniz gezisi yapacaklar bir de üstüne. :( Kıskancım çok bugünlerde. Sonra bir de ablam dedi ki: "Betülcüm, böyle bir yıl çalışıp çalışıp 1 hafta tatil yapmak az gelmiyor mu yahu?" Başımdan aşağı kaynar sular inerken fark ettim de  hakikaten öyle. "Doğru tabi az geliyor" diye cevap verdim ve en acıklısı bu cevabı verirken bunu fark ettim... Tamam tamam bu da benim seçimim. Bunları ben öğretmen olamam, öğretmenlik yapamam diye artistlik yaparken düşünecektim değil mi?

Neyse cancağızım. Tatilden ne anladın dersen eğer, abiciğimin çektiği şu fotoğraftaki huzuru anladım derim sanırım!


Henüz tatile çıkmayan herkes adına, 3 kez:

Felices Fiestas!
Felices Fiestas!
Felices Fiestas!

Betül KARA

18:37
28 Haziran 2010, Pazartesi

İstanblog' ta bir Betül var!

Yeni Rakı sponsorluğunda düzenlenen Bi Büyük Fest için düşenlenen İstanblog Fotoğraf sergisine gönderdiğim fotoğrafım seçilmiş. Pek mutlu oldum. Bakın bir de böyle çerçevelemişler. İstanblog logosuna bayıldım sonra. Tebrik ediyorum buradan kim yaptıysa.

Hayır en enteresanı daha bu senenin başına kadar rakının tadına bakmış bir insan değildim. Yeni Rakı'nın hiçbir organizasyonunu kaçırmaz oldum. Gören de kırk yıllık bağ var sanacak aramızda. Önce Yeni Rakı ile ilk kitabım basılmış oldu :D Şimdi de fotoğrafım ilk defa bir sergide yer alacak. Yeni Rakı zaten birçok insan için lovemark olabilmiş bir marka o ayrı. Ancak şu son aktiviteleriyle bizimle birlikte bir şey yapıyor olması, inanılmaz etkileyici. Tüketicisine direkt dokunabilmek, üstüne hiçbir aksaklık yaşatmadan böyle büyük organizasyonlar düzenlemek her babayiğitin harcı değil.

Yeni Rakı sen bizim her şeyimizsin. Ama ben o mezelerden de yemek istiyorum. Ne mezesi derseniz eğer; şuraya bir göz atın derim :P

Betül KARA
18:42
26 Haziran 2010, Cumartesi

İstanbul' un 5 Hali

İstanbul, farklı halleriyle yaşayan, herkeste tutku uyandıran şehir... Türkçe'ye aşkımızdan kendimizce 5 halini bulduk,yazalım dedik....

İstanbul'un yalın hali ile başlamak istiyorum. Aslında herkeste hayranlık uyandıran yanı belki de budur. Her türlü karmaşasına rağmen inadına safça inadına güzelliğiyle sanki hâlâ 17 'sinde bir genç kız gibi... Ben bunu en çok lâle zamanları düşünüyorum doğrusu.



İstanbul'un belirtme hâli varki her rengini kolayca anlayabiliyorsunuz. İstanbul birçok insanın doğdukları yerlerden kopup geldikleri ve sonra sonra kolayca herkesin memleketi oluverme özelliğini hiç kaybetmeyecektir kuşkusuz. Ben de Adana'dan kalktım geldim bundan 5 sene öncesinde. Şimdi bunu söylerken dilime öyle kolayki (Tam da yazarken fark ediyorum bunu. Koca 5 yıl olmuş be!). Aslında neler yaşattı, neler öğretti, nasıl tepelere çıkardı, nasıl uçurumlardan itti. Ancak gerilere gidip düşününce fark ediyorsunuz. Öyle bir şehir ki sarhoş ediyor insanı, oturup düşünmezseniz sanki dün ilk kez ayak basmışsınız hissini veriyor her daim.




3. hâli ise yönelme! 77 milletten insan derler ya, aynen öyle işte söz ettiğimiz şehrin insanları. Her türden insan bulabilirsiniz bu şehirde. Sohbet edecek dost ayrı, eğlenecek dost ayrı. Tartışacak insan belli, beraberce müzeleri gezebilecek insan belli. En iyi mezeleri bilen üstadlar bulabileceğin şehir İstanbul, en iyi rakı gecesini beraberce yapacağın arkadaş grubu yine bu şehr-i İstanbul' un çocukları.



İstanbul, Türkiye' nin göz bebeği, hepimiz biliyoruz bunu. Sanat, ekonomi, kültür, tarih hepsi İstanbul'da... Kısacası İstanbul'un bulunma hâlini anlatmaya kalksam ayrı bir yazı hazırlamam gerekir.



İstanbul' un halleri bitmez ya benim tanımlamamda bitiyor bu son haliyle... Ayrılma hâli! "Benim Ne desem yalan Olur" diyeceğim konu da bu ya. Nasıl bir ruhu vardır sokaklarının, insanlarının, kokusunun, çiçeğinin, suyunun, seslerinin çözemiyorum. Şairler yazmış durmuş, bestekârlar ezgileyip durmuş ama kimsenin gönlüne (aklına :) yatmamış olacakki yüzyıllardır hâla kendinden konuşturuyor. Düşünsenize peygambere bile hâdis söyletmiş şu yaşadığımız şehir. Bir kere kanımıza aldık mı ne mümkün atabilmek içimizden İstanbul aşkını...




Yalnızca kendimce anlatmaya çalıştım İstanbul' u. Bunu saymam aslında, İstanbul bir öyküyü hak ediyor. Keza yazmışlığım da vardır. Ama yayınlamaya cesaretim yok desem :D

Neyse... Yazıma son verirken İstanbul Büyükşehir Belediyesi' nin hazırladığı, çok beğendiğim tanıtım videosunu sizlerle paylaşmak istedim...  



Hepinize yıldızlı semalardaki haşmete kanacağız İstanbul kokulu geceler diliyorum...

Betül KARA
00:27
17 HAziran 2010, Perşembe

Nuri'ye Ulaşmak!

Dün Becks' in 80' ler partisindeydik. Uzun zamandır hiç bu kadar eğlenmemiştim desem...

80' leri hiç sevmezdim aslında ben. Özellikle sosyal mesajlar veren Türk Filmlerinden dolayı. Ancak dünkü partide o kadar güzel şarkılar vardı ki; düşüncem değişti diyebilirim. Life is life, You' re my heart You' re my soul ve benim şu an sayamadığım birçokları. Ne güzeldiniz siz öyle. Deyim yerindeyse özellikle arkadaşlarla dansın dibine vurduk. Hayır hepimiz de 80' lerin sonunda doğmuş insanlar olmamıza rağmen o dönemin danslarını iyi kıvırıyorduk. Meğersem içimizde bir 80' ler ateşi varmış :D

Her ne kadar aklıma gelmiş olsa da yapmadığım bir şeyi yapmıştı partiye gelen birçok insan. 80' lerdeki gibi giyinmek... 80' lerin belki de en özlenmeyen yanı giyim tarzıdır. En azından benim açımdan. Ama kendine bu giyim tarzını baya baya yakıştıranlar vardı ki takdire şayan doğrusu (: Ve yine partiye katılanlara özel çizgili gözlük (o gözlüğün özel bir adı var mıdır?) ve havlu bandana dağıtıldı. Bütün İstiklâl' i o gözlüklerle dolaşmak keyifli oldu. 

Parti 80' ler konseptinde olunca tabi o dönemin vazgeçilmezlerinden biri de oradaydı. Nuri. Evet biz de Nuri Alço' ya ulaşma şerefine nail olduk. Gazozumuza ilaç atmadı bizzat kendi viskisini içirmeye çalıştı. İşin garip yanı bizler gönüllüydük. Sempatik bir insanmış meğersem. O çapkın görüşünüşünün altına babacan (!) bir hali vardı. 

Ne yazık ki parti kalabalık olduğundan mekanın havalandırma sistemi bu yaz sıcağında yeterli olamıyordu. Keyfimizi tadında bırakarak ayrıldık. İstikametimiz İndigo Pub oldu. Burayı es geçmek istiyorum. Zira iki tane son derece yakışıklı genç ile bakışarak geçti buradaki zamanım. 80' ler partisinin etkisinden midir nedir eski kafalılığım dün gecede devam etti. Eh ne de olsa alışkındım ben erkeklerin ilk adımı atmasına. Elifcim o kadar ders vermesine rağmen yerimden bir türlü kalkamadım. Bir barda ya da mekanda hoş bulduğun bir insanla tanışmak şu yüzyılda bu kadar zor olmamalı. Ama ne yapayım ben böyleyim yahu.

Tek tesellim Nuri ile yaptığım dansımdır diyerek şu videoyu paylaşıp size bir güzellik yapıyorum (:



Betül KARA,
23:13
13 Haziran 2010, Pazar