arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Saturday Nights Fever

Cumadansa cumartesi gecelerini yeğler oldum. Cuma günleri okul yıllarımdan beri hep favorim olmuştur. İşe başlamamla birlikte bu konuda bir değişikliğe gittiğimi fark ettim. Cumartesi günlerinin ayrı bir tadı olduğuna inanmaya başladım galiba.

Haftanın tüm yorgunluğunun atıldığı uzun bir uyku ile başlayan gün akıl edip de bir brunch ayarladıysam eğer muhteşem bir kahvaltının ardından acaba bu akşam neler yapsam düşüncesiyle devam ediyor genellikle. Hele ki son zamanlarda tanıştığım hayatımı doldurduğuna inandığım arkadaşlarımla geçireceksem daha da keyiflenebiliyor. Eliflerde sabahladıysam Elif' in hazırladığı güzel kahvaltıyla beraber Uğur'un Family Guy' ın en son bölümünü ayarlaması keyfime keyif katıyor. Muhtemelen kahvaltıdan sonra da Emre ile güzel bir İstiklal öğleden sonrası geçiriyorum. Sen de Cihangir ben diyeyim Tünel... Emre'yle her hafta en az 2 gün geçiriyorum son 3 yıldır. Bazen kendime de soruyorum bu soruyu nereden buluyoruz o kadar çok konuşacak şeyi acaba? İşte bu tipik cumartesi artık vazgeçemediğim alışkanlığım oldu.

Bu cumartesi ise cumadan üşüttüğüm için benim için bir kabus olacaktı neredeyse. Hafta içinden Tomtom' daki sokak partisi için bazı arkadaşlarımla sözleşmiştim. Eve geldiğimde inanılmaz bir kırgınlık ve baş ağrısı beni yatağa soktu. Saate baktığımda akşamın sekizi olduğunu gördüm. Arkadaşlarım ısrar etmeselerdi yatağa kendimi mahkum edecektim ve muhtemelen bu kadar çabuk ayağa kalkamayacaktım. Evde Eda da yoktu bu hasta halimle bana bakacak kimsem de olmadığından :( biraz giyinip süslenip iyi hissediyorum kandırmasıyla attım kendimi sokağa... Asmalı' ya ulaştığımda Allahım ben bir manyağım nereden de kalktım yataktan diye düşünürken, muhteşem geçen cumartesi gecesinin yeni yüzleri ile tanışıyordum. Karşımda 6 kişi duruyor ve ben içlerinden yalnızca birini tanıyorum ve hastayım :D Neyse ki bir toprak çıktı yine. Seviyorum memleketim insanlarını. Adanalı her yerde karşıma çıkıyor. Dün de beni yalnız bırakmadı Adanalıyık kültürü (:
Önce Otto ardından küçük bir Faces ve nihayet İndigoooo... Tomtom'a beni davet eden Mfyz' nin de aramıza katılmasıyla gecemize devam ettik. Neyse ki beni dans için zorladılar. Gariptir dans ettikçe kırgınlığım atıldı bir baş ağrım kaldı o da nazar boncuğum olsa gerek (:

Evden çıkarken kendimi kandırıyorum diye düşünürken aslında fikrim işe yaramıştı. Yatağa bağlı kalsaydım iyice hasta psikolojisine girip kendimi daha da hasta hissedecektim. Aksini yaptım ve hastalığımdan eser kalmamıştı bu sabah kalktığımda... Eski neşem, rahatım, gevezeliğim olağanca bütünlüğüyle olduğu yerdeydi... Hem hastalıktan kurtuldum hem de çok tatlı insanlarla tanıştım. Hastalığı yenmenin üstüne Fenerbahçe Baraka'da sıcak ama keyifli bir kahvaltı sonrası kahvesi ardından evde film keyfi (Ay lav yu filmini izledik. Filmi bilare yazacağım.) Bitmedi üstüne Çamlıcada uzunca bir okey faslı... Sonuç Sibel ile muzaffer bir oyun oynadık.

Uzunca bir süredir ileti olarak kullandığım bir şey vardı. " One Saturday Night ". Bunu ilk kullandığımda çok daha farklı bir şey için kullanıyordum. Şimdi fark ediyorum da cumartesileri inanılmaz keyifli şeyler yaşıyorum.

Yine uzunca yazdım ama o kadar keyiflendim ki sizinle paylaşmak istedim. Hem hasta olanınız varsa benim yaptığı yapın. Göreceksiniz iyileşeceksiniz hem de farkında olmadan (:

Cumartesi...Hele ki aylardan yazsa; nefis bir şarap içmiş gibi kekremsi, baş döndürücü olabiliyor kimi zaman...O zaman hadi bunu dinleyelim...


U2, The Corrs - Summer Wine (Video)
Yükleyen wayat. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

23:24

25 Temmuz 2010, Pazar

Çamlıca'da kafama dank! geldi (:

Bu gece nefisti. Bir süredir tanıdığım, sohbet etmeyi çok istediğim ama oturup adamakıllı bir türlü muhabbet edemediğim bir arkadaşımla Çamlıca' ya gittik. Hayatımdaki en güzel nargileyi içtim desem kesinlikle yalan olmaz. Çünkü efendim ben nargile içerken hep yakarım. Dolaysıyla boğazım kötü olur, midem bulanır vs. nargile keyfi, nargile kabusuna dönüşüverir. Siz de benim gibi bu sorundan muzdaripseniz Çamlıca' daki Balcoon Cafe' ye mutlaka bir uğrayın derim. Nargilesinin yanında bir de enfes bir manzarası var tabi onu da yabana atamam.

Gel gelelim apışıp kaldığım konuya. Yıllarca hep öğrencilik hayatımda yaptığım işlerle, boş durmamamla övündüm durdum. Oysa dün öyle bir hikaye dinledim ki resmen ağzım açık kaldı. Kimseyi kolay kolay kıskanmam ama dün öğrenciyken ve işini kurma arefesinde neler yaptığını anlatan arkadaşıma karşı nefis bir kıskançlık hissettim. Aldığı bir ödül var ki hele o nokta son oldu benim için.

O da tam benim gibi bütün öğrencilik hayatı boyunca pazarlama dersini tek dersi bellemiş, farklı şeyler yapmak istemiş durmuş. Marka oluşturmak onun da benim olduğu gibi hayaliymiş. İşte hedefler, yapılanlar parallellik gösterdiği halde aramızda keskin bir çizgi olduğunu gördüm. Bu çizgi, onu kendi işinin sahibi beni ise bir çalışan yapıyor tam da. Hayallerini hep en üst seviyede tutmayı bilmiş. Bense uzun yıllardır hayal kurmuyorum. Hedeflerim bir robota belirlediğiniz yol rotası tadında. Hedeflerim var ama bunları kafamda canlandırmaktan korkuyorum uzun zamandır. O kadar boş zaman geçirdiğim hissine kapıldım ki. Bir de hâlâ daha biz kimiz ki demesi yok muydu? Üstelik aramızda sadece bir yaş var. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

Bir seminerde tanışmıştım kendisiyle. Orada kurduğu bir cümle onunla tanışmam için tetikledi beni. İyi ki tanışmışım, dün de iyi ki de onu dinlemişim. Farkındalık yarattı. Kimden ne ilham alacağınız hiç belli olmuyor işte...

Konuşmak daha dolu konuşmak, paylaşmak daha içten paylaşmak, yaşamak daha insanca yaşamak lazım...

Betül KARA

01:05
15 Temmuz 2010, Perşembe

Nuri'ye Ulaşmak!

Dün Becks' in 80' ler partisindeydik. Uzun zamandır hiç bu kadar eğlenmemiştim desem...

80' leri hiç sevmezdim aslında ben. Özellikle sosyal mesajlar veren Türk Filmlerinden dolayı. Ancak dünkü partide o kadar güzel şarkılar vardı ki; düşüncem değişti diyebilirim. Life is life, You' re my heart You' re my soul ve benim şu an sayamadığım birçokları. Ne güzeldiniz siz öyle. Deyim yerindeyse özellikle arkadaşlarla dansın dibine vurduk. Hayır hepimiz de 80' lerin sonunda doğmuş insanlar olmamıza rağmen o dönemin danslarını iyi kıvırıyorduk. Meğersem içimizde bir 80' ler ateşi varmış :D

Her ne kadar aklıma gelmiş olsa da yapmadığım bir şeyi yapmıştı partiye gelen birçok insan. 80' lerdeki gibi giyinmek... 80' lerin belki de en özlenmeyen yanı giyim tarzıdır. En azından benim açımdan. Ama kendine bu giyim tarzını baya baya yakıştıranlar vardı ki takdire şayan doğrusu (: Ve yine partiye katılanlara özel çizgili gözlük (o gözlüğün özel bir adı var mıdır?) ve havlu bandana dağıtıldı. Bütün İstiklâl' i o gözlüklerle dolaşmak keyifli oldu. 

Parti 80' ler konseptinde olunca tabi o dönemin vazgeçilmezlerinden biri de oradaydı. Nuri. Evet biz de Nuri Alço' ya ulaşma şerefine nail olduk. Gazozumuza ilaç atmadı bizzat kendi viskisini içirmeye çalıştı. İşin garip yanı bizler gönüllüydük. Sempatik bir insanmış meğersem. O çapkın görüşünüşünün altına babacan (!) bir hali vardı. 

Ne yazık ki parti kalabalık olduğundan mekanın havalandırma sistemi bu yaz sıcağında yeterli olamıyordu. Keyfimizi tadında bırakarak ayrıldık. İstikametimiz İndigo Pub oldu. Burayı es geçmek istiyorum. Zira iki tane son derece yakışıklı genç ile bakışarak geçti buradaki zamanım. 80' ler partisinin etkisinden midir nedir eski kafalılığım dün gecede devam etti. Eh ne de olsa alışkındım ben erkeklerin ilk adımı atmasına. Elifcim o kadar ders vermesine rağmen yerimden bir türlü kalkamadım. Bir barda ya da mekanda hoş bulduğun bir insanla tanışmak şu yüzyılda bu kadar zor olmamalı. Ama ne yapayım ben böyleyim yahu.

Tek tesellim Nuri ile yaptığım dansımdır diyerek şu videoyu paylaşıp size bir güzellik yapıyorum (:



Betül KARA,
23:13
13 Haziran 2010, Pazar


Bir Zamanlar Çocuktuk

Çocuk olmak ne güzel şeydir! Tekerlemeler öğrenip, dişlerimizi çürütünceye kadar şeker yemek vardı ilgilerimiz arasında. Şimdiki sıkıntıların, dertlerin hiçbiri yoktur o yıllarda. Ödevi yapmadım, öğretmen kızacak ya da en fazla derdimiz ekmek parasının üstünü aşırdığın için iki çift duyacağın azardır.

Nereden çıktı şimdi bu duygusallık, bu duygu seli derseniz eğer; çok sevdiğim Emrah Şatıroğlu'nun çektiği bir videodan geldi aklıma. Sizlerle bu videoyu paylaşmak istiyorum. Videoda çocukluk görüntüleri eşliğinde bize farklı bir mesaj vermeye çalışmış. Çok da güzel olmuş.

Adam Dediğin Benim Gibi Olur


Merhaba!!!

Ben bugün hediye aldım (: Birine hediye almayı çok seviyorum ama almayı da çok seviyorum :D
İşte geçen hafta Elif' imin doğum günü için kitap seçerken Emre' yle ona bu cümleyi kurmuştum. Bebeğim Emre'm bu lafımı unutmamış bana kitap hediye almış bugün.

Şu an yan tarafımda tavla oynarken o ben de size buradan bunu paylaşıyorum. Hediye edilen kitaptan bahsetmek için yazmaya başlamıştım ama yine gevezeliğim tuttu anlattım gitti olayı.

Kitabın adı, " Adam Dediğin Benim Gibi Olur" tam da Emre' yi anlatıyormuş...
Öyle duydum bir yerlerden. (:

Kitabın arkasındaki yazıyı çok beğendim. Bu yazıyı da aslında bunu paylaşmak için yazıyorum. Daha sonra nasıl olduğunu yazacağım size. İşte o arkadaki yazı bu:

" Herkesin kendine göre bir dağı vardı ve herkes kendi dağında yaşar mevsimleri. Senin güneşin yakmaz beni, benim kışımla da sen asla zatürre olmazsın.

Şimdi çık kendi dağına, ayakkabılarını çıkar ve koş. Doludizgin kış! Arkana bile bakma koşarken. Bakma; çünkü arkanda hiç kimse yok! O dağ sadece senin. Ayağını basmadığın hiçbir yer kalmasın. Her yerini ezbere bil bu dağın. Yeni ağaçlar dik dağına. Ağaçlarla yeşile boya.

Gururla dolaş. Adımların hep büyük olsun. Büyük yaşa. Hiçbir zaman korkutmasın ölüm sen ve daima emin ol;
Sen ölmeden kimse gelmeyecek senin dağına. Ölünce gelecekler ve: " Burada koca yürekli bir dağcı yaşardı." diye yazacaklar senin zirvelerine; ama bu senin umurunda bile olmayacak. Sen zaten senelerce koca bir dağcı olduğunu bilerek yaşamıştın."

Arkadaki bu yazı bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor. Çok merak ediyorum kitabın içeriğini. İşte insanın hayatındaki bu renkleri çok seviyorum. Zaman gelip hiçbir şey sizi heyecanlandıramaz iken bir kitabın arkasındaki bir iki satır sizi heyecanlandırmaya yetiyor...

Kitabı seller gibi okuyup yalayıp yutup size döneceğim, gençler... Şimdilik kendinize iyi bakın!
Ben Emre ile felsefe yapmaya dönüyorum yeniden!

Betül KARA
22:26
4 HAziran 2010, Cuma

Sormayı başaran cevabı Bulurmuş!



Bugün bir dost eli uzandı bana! Hem de kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir isimden uzandı o el! Beni ne kadar tanıyordu, ne kadar iyi tanıyordu hiç bilmiyorum. Belki de hiç tanışmıyoruz ama öyle tespitler öyle yerinde önermeler vardı ki şu an ki iç huzurumu ona borçluyum. Olayın özü şu adamda öyle bir karizma var ki direkt aklıma gelen şu oldu: stop being sad! just be awesome!

Kalkmamı istedi benden. Harekete geçmemi, bir karara varmamı istedi. Kim için yaptı bunları? Neden böyle bir şey yaptı? Kalktı işinin gücünün başından, iki saat benim derdimi dinledi. Tam da tahmin ettiği gibi çözülemeyecek sorunlar yoktu ortada. Gözü korkmuş küçük bir kızım zırvaları olacağını tahmin edebilecek kadar çok şey yaşamış görmüş bir insan. İnsan neden böyle bir şey yapar acaba, diye soruyorum şimdi. Etrafıma duyarlı olduğumu düşünürdüm hep ben. Şimdi kendimi onun yerine koyuyorum, rolleri değişiyorum. Acaba yapar mıydım bunu, aklıma gelir miydi böyle bir şey yapmak diye... Gelirdi aklıma heralde ama kesin bir bahanem olur onun gibi koşarak gelemezdim heralde.

Her olaydan yeni bir şey öğrenirdim oldum bugünlerde. Hep öğreniyordum tabiki de bunun farkına varıyorum şimdiyse. Öğrenme sürecini bilinçli bir şekilde yaşamaya başladım. Canımı sıkmaya başlıyor bu bitmeyen öğretiler. Hayat eskiden ne güzeldi. Rasgele yaşamak vardı daha küçükken her şeyi. Kestiremeden hiçbir şeyi önüne geldiği gibi. Hoş şimdi bunun tersini ne kadar başarabiliyorum o da var. Ki bugün dostun beni dinlemesinin sebebi de tam olarak hayatı önüme geldiği gibi, kontrolsüz bir şekilde yaşamamdan kaynaklı.

Kaan'la dün gece konuştuğum gibi bugün çok şey öğrenmeliyim diye kendime söz vermiştim. İşte bugün öğrendim. Yeni bir sürü şey öğrendim. Harekete geçme zamanım gelmiş de geçiyor! Bana yakışanı yapmam gerekiyor. Güçsüzlüğün ve bunu dillendirmenin bana hiç yakışmadığını biliyorum şimdi. Beni hep o bildiğiniz şen şakrak sürekli gülen Betül olarak görmek istiyorsunuz, çok konuşan bir de... Söz öyle olacağım, karşıma çıkan zorluk neyse onu yenmek büyük bir keyif olacak benim için...
Önce bir süre sindirmem lazım ama bugün öğrendiklerimi. Lakin sindirilmesi zor bir Türk yemeği gibiydi duyduğum şeyler bugün. Bu gün yaptığı dostun, ne kadar önemli bilir misiniz? Bilmezsiniz, bilemezsiniz! Yaşamadan benim gibi ne olduğunu bilemezsiniz. Bilmeyin de zaten. Her şeyi yaşayarak öğrenmek, öğrenmelerin en güzeli. Lütfen yaşadıklarınızı sindirmeyi öğrenin, her defasında oturun bir düşünün, neden böyle oldu diye. Cevap sizde!

Soruyu sormak en zor kısmı. Soru sorulduktan sonra cevap çok kolay geliyor inanın!

Betül KARA

01:28
4 Mayıs 10, Salı

bir kuple dedikodu, bir doz film, bir parça meşk...


Dün evde kalakaldım. Geçen hafta sonu dışarı çıkmamış bir ilke imza atmıştım. Beni bilen bilir her hafta sonu hatta cumadan başlayarak kendimi sokaklara atarım. Derken dün baktım yine evdeyim. Diyorum kendi kendime bu işte bir terslik var. Derken Tuğçe'yle twittleşmeye başladık. Acı gerçeği yüzüme vurdu. Yaşlılık sinyali verdiğimi söyledi. İşte zayıf noktamdan yakalamıştı beni. Hemen olaya müdahale ettim ve saat 21:30'da evden çıkıp eski bir arkadaşımla Beşiktaş'ta görüşmeye karar verdik. Bu arkadaşımla da ne zaman bir araya gelmeye kalkışsak hep bir sorun yakamızdadır. Bir türlü adam akılı muhabbet edemeyiz. Derken makus tarih yine yakamızı bırakmadı. Acil bir telefonla erkenden ayrılmak zorunda kaldı ):

Onla yollarımı ayırınca Evimizinherşeyi editörü sevgili Elif'in evinin yolunu tuttum. Saat 00 civarı Elif'teydim. Ne dedikodular ne dedikodular, ne iş güçler, ne aşk meşkler, daha neler neler. Üf amma konuşmuşuz deyip yatmaya karar verdiğimizde saat 05:05' ti. Saate bakmasaydık daha da uyumaya niyetimiz yoktu ya. Canım Elif'imle sohbete doyamıyorum zaten ben.


Sabah kalktık kahvaltı faslına geçeceğiz, öğle yemeğiydi aslında bu yaptığımız da. Kahvaltı yine hoştur beştir derken film izlemeye koyulduk. Oldukça enteresan bir film izledim. "Young People Fucking". Toronto Uluslararası Film Festivalinde 3 ödül almış bu film. Ayrıca 2009 yılında en iyi komedi filmi dalında, en iyi yönetmen, aktör ve senaryo ödülü almış. Filmin IMDB puanı ise 6.6. Türkiye'de gösterime girmemiş olan bu filmi can sıkıntılıysa açın izleyin, can sıkıntınızı alacaktır.

Filmin sahneleri canınızı sıkmayacak cinsten ve en önemlisi insanlar arasındaki ilişkiyi güzel anlaşmışlar. Filmde bir evli çift, eskiden sevgili olan bir çift, ilk kez çıkan bir çift, çok yakın iki arkadaş olan bir çift ve bir de grup fantezisini anımsatan kanımca en komik olan bir 3'lü grup görüyoruz. Her hikayede kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz noktalar olduğunu düşünüyorum.Filmde kısaca, değişik ilişki seviyelerindeki 5 çiftin sorunlu ve komik seks hayatları etrafında seksin 6 aşaması anlatılıyor. Filmin fragmanını da sizin için burada paylaşıyorum (:

Bu hafta sonu keşfim bu filmle sınırlı kalmadı. Bir de enfes bir Gökhan Kırdar şarkısı öğrendim. Bugünkü yazıma izninizle bu şarkıyla son vereceğim, dostlar. İşte o enfes şarkı ve sözleri.
Ignite

dans eden güneşin eteğinde
bir o yana bir bu yana savrulurken sevişelim.
erir güneş, erir tenim bu defa sabah olmayacak
utanır sesim bir daha söylemez.
içimdesin nasılsa susarım avunmaz bedenim.
uçarım sarılırım kanadına
Betül KARA
23:37
4 Nisan 10, Pazar