Şebnem Ferah'ın Bugün' ü

"Zaman, ağır ol henüz erken,
demek için güle güle..."



"Aşk şarkısı değil bu,
geldi içimden..."

Bir Kuple Tiyatro - Ne Münasebet

Uzun zamandır izlediğim en iyi oyunu izledim bu akşam. Ha uzun zamandır tiyatro da izleyemiyordum onun yerine yakınıp duruyordum o da ayrı. Bu hafta şeytanın bacağını kırmaya baya niyetliydim. Zira çok iyi bir seçimle bu bacağı kırdığıma inanıyorum (:

E.S.E.K. (Espri Standartları Enstitüsü Kurumu) J.R. adlı bir grubun oyununu izledim Emre ile. "Ne Münasebet" adındaki oyunda "İlişkiler hakkında bir takım çelişkiler" söylemiyle daha çok kadın erkek arasındaki ilişleri esprili ve güncel bir şekilde ele almışlardı.

Oyunu ilk Biletix' de keşfettim açıkçası. Konu, Emre ile hemen ilgimizi çekti. Ardından hemen biletimizi ayırttım ben de. Bu akşam oyun için salonun dışında beklerken fark ettik ki gelen kişilerin çoğu oyuncuların arkadaşı, öyle olunca da daha amatör, öğrenci işi diye tabir edilebilecek bir oyun izleyeceğimizi düşünmüştük. (Kabul ediyorum benim biraz hadsizliğim var. Bilet alıyorsun insan araştırıp bakmaz mı ne izleyeceğim diye, değil mi? Ama o kadar yoğun ki iş bilet aldığıma şükrediyorum.) Oysa sahnede o kadar göz doldurucu bir performans ile karşılaştık ki. Tabi ilk oyunda bazı oturmayan noktalar vs. vardı ama sahne aşkı işte illaki heyecanlanıyordur insan.

Bizim oyunda en sevdiğimiz noktalardan bir tanesi de güncel noktalardır. Uçan Selim reklam filmine hemen bir gönderme yapılmış vee hiç beklemediğimiz anda canlı canlı bir uçan Selim izledik özellikle bu çok iyi düşünülmüş ve tam da güncelken "cuk" oturmuş oyuna. Bunun dışında oyunda doğaçlama yapılırken ya da seyirciyi de oyunun içine dahil etme noktaları Çok Güzel Hareketlerdeki gibi abartılmadan, işi amacından saptırtmadan öyle tatlı verildi ki en çok da bu tavırlarını sevdim. Araştırdığım kadarıyla oyuncuların bir çoğu da MSM' de filan eğitim almışlar.

Nerede oynanıyor dersen eğer, Afife Jale Ortaköy Sahnesinde izledim ben. Ancak anladığım kadarıyla farklı sahnelerde oyunlarını sergiliyorlar. Bu arada oyun saat 21:00' de başladı. 23:30 civarı bitti. 2,5 saat boyunca inanılmaz bir performans, hiç düşmeden hiç dikkati dağıtmadan kahkaha dolu, keyifli bir oyun izledim. Ücreti inanılmaz uygun öğrenci 10 TL tam 20 TL. Böyle tiyatro gruplarına destek olmak istiyorsanız, tiyatroları yaşatalım, YAŞASIN bağımsız tiyatro grupları diyorsanız E.S.E.K. J.R.' ı mutlaka izleyin. Hepsi gencecik muhteşem insanlar tahminimce :D Kendileriyle tanışmayı pek isterdim ama oyun malum biraz geç bitince hemencecik ayrıldık.

Bugün size bu oyunu anlatmayı istedim. Çünkü hem ben çok keyif aldım sizin de alabileceğinizi düşünüyorum hem de böyle genç bir ekibi blogumda yazarak az da olsa onlara bir katkım olsun istiyorum. Ne yazıkki oyunla ilgili fotoğrafa ulaşamadım ama Facebook sayfalarına ulaştım. Buradan detaylara ulaşabilirsiniz diye düşünüyorum.

Not: Oyunculardan birinden aldığım bilgiye göre benim yukarı bahsettiğim gibi gelenlerin çoğu arkadaşları değilmiş. Muhtemelen kendilerine küçük bir takipçi kitlesi yapmışlar şimdiden :D

İyi geceler herkese...

Betül KARA

01:00
17 Şubat 2011, Perşembe

Bir Keresinde..

Bir keresinde çok kırıldım,
Hüzün döküldü yerlere..
Basmamak için üzerine,
Adımlarımı dikkatli attım..

Bir keresinde nefret ettim,
Öfke çöktü gökyüzüne..
Kötülük yapamam diye,
Nefes almaktan vazgeçtim..

İnince en derinlere,
Fazladan bile çok sevmekti,
Kötü hissetmelerin sebebi..
Ama sen gittin ya bir keresinde,
Her şeyi bilen ben,
Ne yapacağını bilmez halde,
Sensizliğe tutunamadığından,
Çökmüş bir harabe..

Oğuzhan Ontürk


Canım Ozzyciğimi uzun zamandır göremiyorum. Yaklaşık olarak Taksim'deki Mano kapandığından beri diyebilirim. Kendisiyle Facebook'ta şiirlerini paylaştıkça iletişim kurar oldum. Ne kadar kötü bir arkadaşım tanrım. Bu paylaştığım ise son şiiri. Sizin de beğeneceğinizi umduğum tüm şiirlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Mutlu Günler...

Betül KARA
10:40, Çarşamba
19 Ocak 11

Balkonları da İçeri Aldık

Çocukluğum İskenderun'da geçti. İnanılmaz güzel günlerdi. Sanki bir sahil kasabasında yaşamak gibiydi. Babamın işi dolayısıyla İskenderun Demirçelik Fabrikalarının lojmanlarında oturuyorduk. O kadar güzel bir sosyal ortamı vardı ki o sitenin, hiçbir zaman unutmayacağım anılarımız, dostluklarımız oldu orada. Dedim ya çocukluk, ergenlik orada atlatılınca tadı da anlamı da başkadır benim için.
Bizim oturduğumuz blokların kocaman balkonu vardı. Limanı gören manzarasıyla muhteşemdi. Yaz kış salonun balkona açılan kapısı açık olurdu. Baharla birlikte kahvaltımızı balkonda yapmaya başlardık. Çiçeklerimiz özellikle babamın sikaslarının mabedi gibiydi. Apartman hayatının bu küçücük balkonla değiştiğini gördüm. Şimdi daha iyi anlıyorum annemlerin neden kendi yaptırdıkları bir bahçeli ev istediğini. Sanki bir nefes alma noktasıydı bizim için o balkon.Evimizin bahçesiydi.

Bakıyorum da bugünlerde dünya ne kadar büyüyorsa, sınırlar ne kadar ortadan kalkıyorsa da biz o kadar kendi içimize dönmeye başlıyoruz. Evlerimiz yuva olmaktan çok kendimizi korumaya çalıştığımız birer hücre olmaya başladı sanki. Çoktandır balkonları içeri almaya başladık. Sanki hapishanelerimizi biraz daha büyüterek bu keşmekeşten kurtulacağımızı düşünüyoruz. Oysa bana göre bir evi ev yapan balkonuydu en çok.  Dış dünyaya açılan kapısı. Çamaşırlarımızı astığımız, menekşeleri yetiştirdiğimiz, sokaktan gelen çocuk bağırtılarının, komşuyla balkondan balkona yapılan sohbetin, otomobil seslerinin kulağımıza çalınmasının asıl sebebi hep balkonumuzdu sanki. Balkonları kaldırdık dış dünyayla olan iletişimimizi kestik. 


Biz ne zaman bu kadar kırılgan, bu kadar savunmacı, bu kadar korkar olduk dışarıdan? Balkonları neden öldürdük? Kafesimizi biraz daha genişletmek için mi? Balkona çıkıp gökyüzüne özgürce bakmak, balkondan sarkmak varken neden bir camın arkasına sığınmaya başladık?

İnatla balkonlarını yaşatan insanlar: Siz pek güzel insanlarsınız... Hepinizi çok seviyorum.

Not: Yazıyı yazarken İskenderun'u ne kadar özlediğimi fark ettim. Fotoğraflarını paylaşmak istedim.

Betül KARA
21:23, Salı

18 Ocak 2011

When I am Sad...

Aglaia Mortcheva bir illüstrator. Aglaia' nın bayıldığım "When I am sad" videosuyla geçen sene tanışmıştım.
Ne zaman kendimi kötü hissetsem bu videoyu izlerim. Tüm video boyunca hayatta sıkıldığı şeylerden bahsediyor. Ve verdiği detaylar o kadar hoşunuza gidiyor ki tekrar tekrar izlemek istiyorsunuz. Bu çirkin küçük kız kendimi iyi hissetmemi sağlıyor...

Aglaia' nın kendisinin seslendirdiğini sandığım videoyu paylaşmak istedim sizinle. Söylediği sözler hemen aşağıda.



When I'm sad i walk around
I sit around
I lie around
- what are you doin’
- nothing, just dying
When I'm sad I want to be wallflower in dissapper
I want to hybernate with the bears
When I'm sad everything seems so complicated
I look down from high places
I collect poisonous mushrooms
I take long baths
I want to go back to my mother’s womb
When I'm sad I drown everything in tears
When I'm sad I feel ugly
I want to go to space, I hope aliens will destroy earth
I think everything is stupid, birds are stupid, umbrellas are stupid, rain is stupid

When I'm sad, I wear all black
I feel extra extra extra mean
I hate christmas, halloween, and birthday parties
I like to sit alone in the dark
When I'm sad, I want to run away
I want to live on a deserted island,

Then I go and see a shrink and the shrink says blah blah blah blah blah
and I think, guillotine is a very good idea

Then one morning I wake up and I feel fine
I go out and everything seems beautiful
I walk around, I sit round, I all lie around
- what are you doin’
- nothing, just being happy

The End...


İyi haftalar...

Betül KARA
01:20, Pazartesi
17 Ocak 2011