Balkonları da İçeri Aldık

Çocukluğum İskenderun'da geçti. İnanılmaz güzel günlerdi. Sanki bir sahil kasabasında yaşamak gibiydi. Babamın işi dolayısıyla İskenderun Demirçelik Fabrikalarının lojmanlarında oturuyorduk. O kadar güzel bir sosyal ortamı vardı ki o sitenin, hiçbir zaman unutmayacağım anılarımız, dostluklarımız oldu orada. Dedim ya çocukluk, ergenlik orada atlatılınca tadı da anlamı da başkadır benim için.
Bizim oturduğumuz blokların kocaman balkonu vardı. Limanı gören manzarasıyla muhteşemdi. Yaz kış salonun balkona açılan kapısı açık olurdu. Baharla birlikte kahvaltımızı balkonda yapmaya başlardık. Çiçeklerimiz özellikle babamın sikaslarının mabedi gibiydi. Apartman hayatının bu küçücük balkonla değiştiğini gördüm. Şimdi daha iyi anlıyorum annemlerin neden kendi yaptırdıkları bir bahçeli ev istediğini. Sanki bir nefes alma noktasıydı bizim için o balkon.Evimizin bahçesiydi.

Bakıyorum da bugünlerde dünya ne kadar büyüyorsa, sınırlar ne kadar ortadan kalkıyorsa da biz o kadar kendi içimize dönmeye başlıyoruz. Evlerimiz yuva olmaktan çok kendimizi korumaya çalıştığımız birer hücre olmaya başladı sanki. Çoktandır balkonları içeri almaya başladık. Sanki hapishanelerimizi biraz daha büyüterek bu keşmekeşten kurtulacağımızı düşünüyoruz. Oysa bana göre bir evi ev yapan balkonuydu en çok.  Dış dünyaya açılan kapısı. Çamaşırlarımızı astığımız, menekşeleri yetiştirdiğimiz, sokaktan gelen çocuk bağırtılarının, komşuyla balkondan balkona yapılan sohbetin, otomobil seslerinin kulağımıza çalınmasının asıl sebebi hep balkonumuzdu sanki. Balkonları kaldırdık dış dünyayla olan iletişimimizi kestik. 


Biz ne zaman bu kadar kırılgan, bu kadar savunmacı, bu kadar korkar olduk dışarıdan? Balkonları neden öldürdük? Kafesimizi biraz daha genişletmek için mi? Balkona çıkıp gökyüzüne özgürce bakmak, balkondan sarkmak varken neden bir camın arkasına sığınmaya başladık?

İnatla balkonlarını yaşatan insanlar: Siz pek güzel insanlarsınız... Hepinizi çok seviyorum.

Not: Yazıyı yazarken İskenderun'u ne kadar özlediğimi fark ettim. Fotoğraflarını paylaşmak istedim.

Betül KARA
21:23, Salı

18 Ocak 2011

When I am Sad...

Aglaia Mortcheva bir illüstrator. Aglaia' nın bayıldığım "When I am sad" videosuyla geçen sene tanışmıştım.
Ne zaman kendimi kötü hissetsem bu videoyu izlerim. Tüm video boyunca hayatta sıkıldığı şeylerden bahsediyor. Ve verdiği detaylar o kadar hoşunuza gidiyor ki tekrar tekrar izlemek istiyorsunuz. Bu çirkin küçük kız kendimi iyi hissetmemi sağlıyor...

Aglaia' nın kendisinin seslendirdiğini sandığım videoyu paylaşmak istedim sizinle. Söylediği sözler hemen aşağıda.



When I'm sad i walk around
I sit around
I lie around
- what are you doin’
- nothing, just dying
When I'm sad I want to be wallflower in dissapper
I want to hybernate with the bears
When I'm sad everything seems so complicated
I look down from high places
I collect poisonous mushrooms
I take long baths
I want to go back to my mother’s womb
When I'm sad I drown everything in tears
When I'm sad I feel ugly
I want to go to space, I hope aliens will destroy earth
I think everything is stupid, birds are stupid, umbrellas are stupid, rain is stupid

When I'm sad, I wear all black
I feel extra extra extra mean
I hate christmas, halloween, and birthday parties
I like to sit alone in the dark
When I'm sad, I want to run away
I want to live on a deserted island,

Then I go and see a shrink and the shrink says blah blah blah blah blah
and I think, guillotine is a very good idea

Then one morning I wake up and I feel fine
I go out and everything seems beautiful
I walk around, I sit round, I all lie around
- what are you doin’
- nothing, just being happy

The End...


İyi haftalar...

Betül KARA
01:20, Pazartesi
17 Ocak 2011

Kanatılmış Sözcükler Kitabı

Bugün readerımı okurken nefis bir yazıyla karşılaştım. Çok kıskandım. Öncelikle yazıyı görmeme vesile olan Mumin Erakbaş' a teşekkür ediyorum. Ardından da bu yazıya blogunda yer veren Cansu Köseoğlu'na...

Yazı Süveyda Ölüdeniz' e ait. Süveyda, 35 yaşında Çanakkale’den katıldığı farklı bir öykü yarışmasında birinci seçildi. ‘Kanatılmış Sözcükler Kitabı’ adlı öyküsünü ve onu farklı kılan; Şizofreni Dernekleri Federasyonu tarafından şizofren hastaları arasında düzenlenen bir yarışmada birinciliği alması. Çok fazla sözle sizi yormadan hikayeyi paylaşmak isterim.

Ben deli değilim
Benden başka herkes deli olduğu için beni deli zannediyorlar
İnsanın kendi olabileceği tek yer akıl hastanesidir sanırdım, yanılmışım
Delirmeye bile hakkınız yok burada
Tımarhane delirme hakkının kutsandığı mabed değil midir?
Değilmiş

İkuynen Taystelu (Sonsuz Mücadele)

Sonsuz Mücadele, Fin yazarı Johannes Linnankoski tarafından yazılmış bir tiyatro eseri olarak geçer Beyaz Zambaklar Ülkesi'nde. Oyunun başkarakterleri Adem, Havva, Habil, Kabil ve eşleri, İblis ve pek çok şeytandı.

Oyunda Kabil beklenenin aksine zalim bir kardeş katili olarak ele alınmamış davasının arkasında bir insan olarak gösterilmiş. Kabil, her baskıyı devamlı protesto eden, üzerine gelen gerçekle uzlaşmayan, kendine özgü bir Prometheus'tur. Kabil hayatın her darbesine boyun eğen bir koyun olma yeteneğine sahip değildir.

Kabil yaratıcı hislere sahip olduğunu hisseder, kendine inanır ve dünyanın ve insanlığın geleceği için bütün gücüyle savaşmaya hazırdır.

2010 Can Çekişirken!

Bir yılın daha sonuna geldik. Bu cümle pek klişe olsa da yazmak istiyorum.
2010'da hayatımda süpersonik değişiklikler olmadı açıkçası ama kendimi daha farklı hissediyorum nedense.Türlü değişiklikler olmadı değil tabi ama geçen seneye nazaran daha az devrim oldu hayatımda.


  • Çalışma hayatımın birinci yılını doldurdum.
  • İş değişimi yaptım. Okulum Evimizinherşeyi'nden(şimdiki Evmanya) Ontarget'a geçiş yaptım.
  • Sanırım bu şekilde y kuşağı olduğumu da ispatladım. (yeni bir tespitim var. İş yaşamında gösterdiğim özelliklere göre x,6 kuşağı olduğuma inanıyorum, gülmeyin bence öyleyim :)
  • Evimizinherşeyi Ocak ayı itibariyle yaptığı görüşmeler sonucunda yatırım aldı.
  • Ekip büyüdü. Çok şey öğrendim bu süreçte. Azıcık benim de payım olduğunu bilmek süper bir duygu.
  • Yurt dışından ilk iş teklifleri alındı.
  • İş açısından başarılı denilebilecek bir yıl geride kaldı.
  • Aynı yaşta olduğum kuzenim evlendi, evlilik müessesesi bir kez daha sempatimi topladı.
  • Ablam evlilik kararı aldı.
  • Eski ev arkadaşımı evlendirdim.
  • Yenisini evlendirmek üzereyim.
  • Son erkek arkadaşımdan sevgililer gününde ayrıldım.
  • Yenisini bulamadım. :D
  • Yeni arkadaşlıklar, yeni dostlar bulundu.
  • Hastalık haneme az uğradı.
  • Kilolar verildi, şu an geri alındı hepsi(malumunuz kış mevsimi)
  • Nuri Alçoyla dans edildi.
  • Eskişehir ve Bursa'ya ilk kez gidildi.
  • Rakının nasıl içilmemesi gerektiği öğrenildi.
  • Şarabın tadına varıldı.
  • Hepsinden öte az ağlandı ama çok gülündü...


2010'da bir ibretlik listem vardı. O liste'de iki cross bulunuyor.
Tütün mamulleri, alkol... Neyseki alkolü check haline sokabildim. Yaşasın kırmızı şarap.

2011'den istediğim en önemli şey daha fazla başarı, sağlık tabi bir de.
Diğer tüm şeyler için Ne desem yalan Olur (:

Şu an mutluyum. Önceki yıl sonlarıma göre çok daha fazla büyüdüğümü hissediyorum...
Nice büyümelere, herkese iyi seneler...

Not:Bloguma giriş yaptığınızda sağda çok hoş bir noel anne göreceksiniz. Bu da benim sürprizim olsun.
Haydi o zaman şarkı söylemeye devam!



Betül KARA
12:01, Cuma
31 Aralık 10