aşık olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşık olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çöl Masalıdır Ayrılık

çöl masalıdır ayrılık çocuğum
kuma karışır, yol alır ayrılanlar çöle
kervanlar geçer.heybeleri kahırla yüklü kervanlar,tepinir dururlar yüreklerin hemen üstünde

aşk;
kocaman eksilmektir çocuğum
sen bunu upuzun trenler gibi düşün, trenler kadar büsbüyük bir eksilmek

gırtlağında ibrahim`in bıçağıyla yaşar sevdalılar
ama sen korkma. melekler var
ağrır birden geri teper çocukluktan kalma yaralar 
bak.. senin dizlerinde , benim kalbimde aynı yara var

tutamaz ayrılanlar hayatın rengarenk uçurtmasından
ama sen sıkı tut, bırakma sevincin pamuk ipliğinin ucundan

The Kiss


Constantin Brancusi’ den The Kiss… 

Öyle ki sanki sonsuza kadar böyle kalsan gıkın çıkmaz…

Sevgilinin öpücüğünden gayrısı yalan gibi.

Üzülmeseydi Şarkılar...

Üniversite 2. sınıf olmalıyım. Bahçelievler Kampüsü’ndeydik biz. Kampüs dediğime bakmayın, 4 tane apartman bozması binayı bir arada tutmuşlar adını kampüs koymuşlar. Bizimki öyle bir kampüstü işte.
Böyle söylediğime bakmayın bir yandan da Anadoluhisarı Kampüsü’ ne taşındırdılar bizi bir ara o zaman çok özlemiştim Bahçelievler’i. 


Neyse lafı uzandırmayayım, kantinde oturuyoruz. Yalın’ın aşağıdaki şarkısı çıktı radyoda sanırım. Kantin sıkış pıkış olmasa da kalabalıktı. Yalın şarkının nakaratına geldiğinde kızlı erkekli herkes bir ağızdan _istemsiz bir şekilde oldu bence_ şarkıyı söyelemeye başladı. Sanki bir konserde sanatçıya eşlik ediyormuş gibi. 


Oyunlar oynamayı istemiyorduk ama yine de oynuyorduk işte. 


Hay Allah ne garip bir gençlik! Bu şarkıyı her dinlediğimde bu aklıma gelir. Düşünürüm. Cevabı bulamam. Aşk oyunlarla mı güzeldir?! 


Neyse… 


Bu da öyle bir anım işte (:




Aha işte kampüs de bura! Bula bula Karlısını bulmuşum (:



Mevsim Sonbahar Sevgilim

Piraye için Yazılmış:  Saat 21-22 Şiirleri

Çiçekli badem ağaçlarını unut.
Değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
Islak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
Sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...




Nazım Hikmet Ran
8 Kasım 1945

Sevgilim mevsim sonbahar ve sen benimlesin (:

Hola! Comment ça va? I think I'm in love...

Evet sanırım öyleyim.

Bu yazı son birkaç gündür pek sevdiğim bir şarkıyı paylaşmak için tarihe geçiyor. Bir de miniklik arkadaşım Ezgi'ye dün blog  (bloga link verdim şimdilik yazı filan yok, ilerde inşallah.) açtım. Dedim uzun zaman oldu yine yazmadım yazma vakti geldi. Ezgi' den kıskançlık yani bir sebep de.

Bu sebebi gören mfyz bana trip atma olur mu? Bak o kadar Sono innamorata dedik (:

Ne diyeceğimi Bilmiyorum

Bu blogta hep ne desem yalan olurdu. Bugün ilk defa ne diyeceğimi bilmiyorum. Söyleyecek sözüm bile yok ilk defa.

Hayatımda hiç bu kadar şaşırmamıştım, aldatılmış, yalan söylenmiş hissetmemiştim kendimi. Şu an zihnimde o kadar çok düşünce var ki ne düşündüğümü bilmediğim gibi beynime inanılmaz bir ağırlık yapıyor bu. Başım ağrımaya başladı. Gözlerim de öyle. Ruhumun bile ağrıdığını hissediyorum.

İnsanlar neden inanır?

Böyle mi yaratıldık. Yoksa ateistlere göre kendiliğinden bir şeylere inanma ihtiyacımızdan mı Allah' a inanıyoruz. İnanmak daha kolay geliyor değil mi, yüklüyoruz tüm sorumluluklarımızı. Hep kaçıyoruz, biz pek seviyoruz kolayı. Zordan hiç haz etmiyoruz. Bunun aksini yapan varsa da ya burun kıvırıyoruz ya pek idealistsin sen de diyoruz, daha da sinirimizi bozuyorsa dalga geçiyoruz.

Biz ne zaman bu kadar kolaycı olduk?

Acaba yanlış yüzyılda doğma ihtimalimiz var mıdır bir de?  Olsa iyi olur cidden hiç inanmamaya başladım bu yaşam formuna nasıl sahip olabildiğime. Biri vardı: çocukluğumuzda öğretiliyor insanlara inanmamız gerektiği demişti. Annemle babam bana öğretmemiş böyle bir şey. Hayatımda ilk defa beni yetiştirme tarzlarını eleştiriyorum. Bana da diğer çocuklara yapıldığı gibi kimseye inanmamam gerektiğini söylenmeliydi. Şu lafı söyleyen gibilere inanmazdım. Hayat çok güzel olurdu o zaman benim için pek de kolay sonra. Şu an yaptığım gibi kusar halde yazıyor olmazdım. Midem bulanmazdı. Başım ağrımazdı. Kendime hele hiç kızmazdım. Suçu başkalarına atar kurtulurdum.

Kustum, rahatladım mı? Hayır? Daha çok kusmam lazım. İçimde tek bir inanç parçası kalmayana dek kusmam gerek.

Ah bir adam varmış, Ah bir kadın yokmuş!

Sanırım bu yazım biraz kızsal olacak. Birazcık kadın-erkek ilişkilerine laf atasım var bugün!

Dün bir arkadaşım ayrıldığı kız arkadaşından bahsederken, kadınların ve erkeklerin ne kadar farklı olduğunu bir kez daha gördüm. Kız arkadaşından ayrıldığından beri onu hiç düşünmediğini, zaten düşünecek de vaktinin olmadığını, vaktinin olsa da düşünmeyeceğini çünkü hiçbir boşluk hissetmediğini ama kız arkadaşının yaklaşık olarak 1,5 aydır ıstırap, elem ve keder içinde olduğunu söyledi. Burada bir erkek yerine kız olsaydı muhtemelen replikler şöyle olurdu: İkimizde böyle daha doğru olacağını düşündük, ondan ayrıldık; tabiki onu düşünüyorum ama geçecek eminim; 8 aylık ilişki kolay mı en az 2 ay aklımdan çıkmaz gibi geliyor, abi ben salak mıyım bu adamı bu kadar düşünüyorum, takıyorum eminim adamın umrunda bile değilimdir, ooh takmıştır bir kızı koluna... ama bende salaklık en başında ona bu kadar yüz vermeyecektim, adam oldu başıma çıktı, hiç mi aşık olmamak gerek, illa oyun mu oynamak gerek! şeklinde olacaktı.

Bana en çok enteresan gelen daha bundan 1,5-2 ay önce aynı arkadaşımla bu konuları konuşuyorduk ve ben ona uzun ve başarılı bir ilişkinin sırrını soruyordum çünkü bu konuda elimde rekor süreler barındırmaktayım ve sanırım benimle uzun bir ilişki kurabilecek bir babayiğit daha anasının karnından çıkmadı :D Neyse efendime söyleyeyim gayet makul ve mantıklı açıklamalar eşliğinde bana ders niteliğinde nasihatlarda bulunmuştu. İşte karşılıklı anlayış ve saygının önemini, birbirinin sınırlarını bilmek ve buna göre davranmak gerektiği gibi konuları anlattı durdu. Her şeyden önce kişinin düşüncelerine saygı önemli! diye bu saygı kelimesini de birkaç kere  vurguladı. Sonra ekledi zaten en önemli olan sana bir şeyler katabilen, beraberken eğlenebilmen, dahası onun yanında kendini huzurlu ve rahat hissetmen falan fişmekan diye bir dizi açıklama yapmıştı. Ben de vay be ne ilişkiler var deyip, insanlar bildiğin beraber zaman geçiriyorlar diye düşünürken çat ayrıldıklarını öğrendim. Nazarım değmedi, değdirmem bu konularda çünkü. Geçelim bu bahsi, sen bu güzel laf eden çocuk git dün gel bunları söyle: ya ben onun yanında kendim olamamaya başlamıştım, çok bık bıklayan bir kızdı zaten o yüzden çok rahatım, zaten o istedi ayrılmayı ve şimdi de pişman olmuş gururundan dönemiyor. Kesinle yeniden beraber olmayı düşünmüyorum, oh mis gibi kafam rahat o olsaydı şu anki gibi işlerimle ilgilenemeyecektim. Çocuk gibi davranıyor zaten falan filan derken, bildiğiniz kızın ağzının  s.çtı! Allah'tan kızı tanımıyorum. Şaşkınım açıkçası. Bugün bu konuyu düşündüm bir süre ve bu yazı ondan çıktı aslında.

Yazık ama be! Nasıl oluyor da insanlar sevgilim diye her şeyin üstünde önünde tutabildikleri insanların arkasından böyle konuşabiliyorlar. Bu konunun erkeği kızı yok her iki tarafta da bu yanlışa düşenler vardır elbet ama ilişkide yaşanan güzel günlerin ve anların (benim ilişkilerimde an oluyor zira gün diyecek kadar ilişki yok ortada :) hatrına bu konulardan bahsetmemek en iyisi bence. Ama bu konuda erkekler çok kötüler. Bütün yakın erkek arkadaşlarım, köle divane oldukları kızları sonra bana gelip aman şöyleydi böyleydi diye kötülemeleri yok mu? Yahu ne biçim erkeksin! Erkek dediğin biraz ağır olur, cool olur adam. Sadece bitti der. Ne o kız gibi "bık bık" arkadan konuşmalar... Bir de şu bık bık lafını eski kız arakadaşları için kullananlar daha sonra biten ilişkinin ardından dillerine kızı suçlamak için pelesenk ederler. Bunu yapmayanlar tam bir ilişki yakınması yapmış sayılmaz. Bu en önemli erkeklik kitabı kurallarındandır. Bunu unutmayın! 

Neyse sözlerime burada son verirken, benden selam söyleyin bütün aşklarıma diyorum...

Not: Görsel, Michelangelo'nun Davut Heykelidir. 

Betül KARA

23:54
26 Mayıs 10, Çarşamba

21 Şubat'a Kadar!



Önce bir heves kalktım şu Binbirdirek Sarnıcı'ndaki kahve festivalin gittim. Ne yalan söyleyeyim umduğumu bulamadım pek. Ben Almanya'da gördüğüm ve çok sevdiğim krismıs zamanı kurulan o pazarlar gibi bişi bekliyordum oysaki. Böyle insanların arkadaşlarıyla gelip açık havada kurulan o nefis sıcak şaraplardan içtiği çadırları olan ya da yedikleri o iğrenç "Würst" barbekü başlarındaki sohbetlerin edildiği bir alan beklerken ben; efenim, karşıma bambaşka bir şey çıktı. Hani adı festival ya, o bakımdan yani. Oysa bildiğiniz "Kahve Fuarı" tadında kahve makinesi satıcılarının, çeşitli kahve firmalarının kurmuş olduğu küçük standcıklardan oluşan, sizin de stand stand dolaşıp kahve içtiğiniz bir organizasyon olmuş. Kanaatimce pek bi' festival yanı yoktu doğrusu.


Tabi şunu anlatmadan geçemeyeceğim. Bir kaç hanım kızımız peçeli ama göbekleri açık olan cinsten _dansçılar demek istediğim_ daha çok gözlere hitap eden bir dans şov yaptılar. Ana kraliçe olarak da Tanyeli ablamız (keşke şu paylaştığım fotoğraftaki fizikte olsa yine eski günlerdeki gibi) oradaydı. Haydi dedim kendi kendime madem bir celebrity çıkmış dans ediyor izleyelim; lâkin o "salla gitsin" adlı başyapıtı söylemeye başlayınca o güzelim tarihî mekanı terk etmek durumunda kaldım.

göz kırpan martı, kelebekler, a little snowflake vs...


Yazmak zamanı gelmiş de geçiyor...

Sanki bir haftadır evimde değil gibiydim. Başka bir mekan bambaşka bir koku o mekanda, aslında direkt bambaşka bir gezegendeydim sanki. Yıllar öncesinin hukuku vardı sanki o gezegenle aramızda. Tuhaftı ama huzur vardı!

İşte ben tam cümleleri kurarken kendi kendime dün sabah vapurda martılar geçiyordu deli gibi hemen yan tarafımda, pencereden izliyordum ben de onları aslında. Son bir tanesi işte tam da bunun gibi bir şey döndü ve bana baktı. Hatta göz kırptı (: sanki kurduğum cümleleri duymuş ve

bana aferin der gibiydi. Gülümsedim şapşal şapsal o küçük martının ardından bakarken. Yalnız benim dediğim gibi gülümseme olmamış o sırıtmaydı muhtemelen yan tarafımdaki amca garip garip bakıyordu bana.

Amca nereden bileceksin bu sevinç hallerinin temeli nedendir? Ben bile bilmiyorum ki. Dahası mutluluk mu bu onu bile bilmiyorum. Sadece karnımda kelebekler uçuşuyor. Tam zamanıydı hem de; karların uçuşmasına benzettim onları çünkü bir de.Kaçıştılar içimde dört bir yana. Sonra orada o

kelebekler bir hava akımı yaratıyorlar sıcacık.
Sahlep içmiş gibi oluyorsunuz sanki. Kokusuyla birlikte alıyor mu bir sarhoşluk hali...

Ne o aşık mı oldun diyeceksiniz şimdi. İnsanın böyle şeyler yazması için sanırım illaki aşık olması gerekmez. Aşk böyle şeyler yazdırmaz bir kere, genelde acı vardır onun içinde. Böyle kar taneleri, martılar, kelebekler, gülücükler yer edemez onun varlığında kendilerine.

Gülümseyerek bakın bugünlerde etrafınıza İstanbul çok güzel. İnsanlar çok güzel sonra. Dikkatli bakınca görülüyor emin olun.

Soğuk günlerde içinizi ısıtacak bir şarkı dinleyin.

Ve içinizi gerçekten ısıtacak bir sahlep için!

Kokusunu çeke çeke burnunuza...

Benden herkese;


when you kiss me

I know you miss me
And when you're with me
The world just goes away
The way you hold me
The way you show me that you
Adore me--oh, when you kiss me
...

Betül KARA

02:17
22 Ocak 10, Cuma, İstanbul